BAŞA DÖN

İyi bir B2B sitesi sene sonunda iyi bir ciro ve maksimum kârlılık demektir

Her projenin açılış süreçleri sıkıntılıdır. Hangi sektörde olursanız olun, üretimin sonuna gelen bir işin son virajı alması oldukça sancılı geçer. Aynı maratondaki gibi. Koşu uzundur ama son anda tökezleme, yapının iflas etmesi ihtimalleri her zaman bulunur. Bir noktadan sonra artık bacaklarınıza (daha doğrusu kaslarınıza) hükmedemez hale gelirsiniz, "bırak kendini şu boşluğa, salla ayaklarını" der içinizden bir ses ama gene de inat eder sona varmaya çalışırsınız. (*)

Uzunca bir süredir Exa'nın Bayikanalı isimli B2B sistemi ile uğraşıyoruz. Ana geliştirici olarak harcadığım emeği anlatmam çok zor. Bazı noktalarda kaslarımız zorlasa da 2009 Ağustos ayında başattığımız süreci geçtiğimiz hafta 150 kadar bayi özelinde beta sistemini devreye alarak son dönemece sokmuş olduk. Şimdiler de son düzlüğü bitirme derdindeyiz. Hedefimiz 1 Şubat (mesailer devam ediyor :)

Bayikanalı beta'da

Starbucks'ı anlatan kitaplarda, en önemli özelliklerinden birisinin "Her şeye azami önem verilmesi" olarak anlatırlar. Tezgah düzeninden, tezgah arkasındaki görevlilerin (baristalar) çalışma düzenine, menü levhalarından, şekerlere, karıştırma çubuklarından masalara kadar herşey üzerine titizce çalışılmış ve bir bütünlük ortaya konmuştur. Erkyazılım olarak ortaya koyduğumuz projelerde buna azami dikkat etmeye, mümkün olduğunca uygulamaların her köşesinin ince işlenmesine gayret ediyoruz. Hedefimiz kullanıcıların en güzel deneyimleri yaşayabilmeleri. "Böyle bir uygulamada bu da olabiliyormuymuş?" dedirtebilmek, işte güzel olan o.

Bayikanalında ince ayrıntıya dikkat etme özelliğimizi zirveye taşımaya çalıştık. Müşterimizin diğer bir işte çalıştığı bir yazılım firmasından "ince işçilik yapmışlar, iyi çalışmışlar" övgüsü bizi mutlu etti ama itiraf etmeliyim sektörün önde gelen firmalarından Exa ailesine en üst seviyede gelen tebrikler ve takdirler ayrı bir gururlanmamıza sebep oldu, demek doğru yoldayız.

(*) Evet, bir zamanlar koşmuştum


T.C. Cumhurbaşkanlığı Referans Yazısı

 


"Cumhurbaşkanı Nerede?" projemiz 7. eTR Ödülleri'nde "Özel Ödül"'e layık görüldü.

TÜSİAD ve TBV tarafından düzenlenen eTR ödülleri, proje yaptıran kurumları onure etmek amacıyla her sene düzenleniyor. Bu sene Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül'ün evsahipliğinde Köşk'te yapıldı.

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'ün konuşması.

Köşk'te ödül töreni resepsiyonu için gönderilen davetiye elime ulaştığında gerçekten içimi güzel bir sevinç kaplamıştı.

Biz bilişimciler hep bilginin öneminden ve yaptığımız işin insan ve toplum hayatında ne denli yenilikler getirdiğinden bahsederiz, birazda kendimiz söyler kendimiz oynarız, oynardık. Bu ödül töreninin devletin en önemli kurumunda yapılması bilişim dünyası için ayrı bir anlam taşıdığını düşünüyorum.

Gelelim ödüle, "aslında ödül almak önemli değil, önemli olan çalışmak" desem de ödül almak insanın kendi kendine verdiği değeri arttırdığı gibi etrafında değer artışı meydana getiriyor.

eTR kapsamında verilen ödüller, projeye ve projeyi yaptıran kamu kurumuna veriliyor. "Cumhurbaşkanı Nerede?" uygulaması ile ilgili ödülü proje adına Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen aldı.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, ödülü alırken.

Proje fikrini üreten ve projeyi hazırlayan firmam adına projede çalışan bütün arkadaşlarımı tebrik ediyorum.

Ayrıca bize bu projeyi uygulama fırsatı veren Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Cumhurbaşkanlığı Elektronik ve Bilgi Sistemleri Başkanı Ömer Arıkan beye (unutmadım :) güleryüzüyle içimizi ısıtan Cumhurbaşkanlığı Yazılım Müdürü Yavuz Emir Beyribey'e) teşekkür ediyorum.

Bu arada bilişime verdiği önemi yerinde vurgulayan, nazik ve mütevazi kişiliğiyle ön plana çıkan ve projelerimizi anlattığımda ilgiyle dinleyip fikirlerini paylaşan Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül'e ayrıca müteşekkir olduğumu, bizlerle fotoğraf çektirdiği için de gurur duyduğumu ifade etmek isterim.

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ile fotoğrafımız

(Yeni yılda T.C. Cumhurbaşkanlığı sitesinde sosyal medya ve özellikle Web 2.0 projelerine ağırlık vereceğimizi şimdiden duyurmuş olayım.)

Daha detaylı bilgi için T.C. Cumhurbaşkanlığı resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.  http://www.tccb.gov.tr/sayfa/haber/detay/?d=haber1191


Sana kurşunlar yağdırdım, gıda boyalarından

Az Counter Strike oynamamışımdır. Kablonetin esip gürlediği yıllardı, CS en çok oynanan internet oyunu idi, arkadaşlarla sağlam LAN ve WAN partileri yapardık. Sniperları sevmesem de takım olarak iyi oynardık. Birebirde de az yıkmamışımdır Kolluk'u. Az da olsa gerçeğini yaşamak varmış kaderde.

Yeni yılın 2. günü,Cumartesi, hadi şu içimizdeki paintball merakını giderelim aksiyon olsun diyerek Erkyazılım ekibi ile çıktık yola. Gerçi Cuma gecesi yağan sağnak yağmur, sabahında devam eden eden puslu hava kimimizin aklına "acaba?" sorusunu getirse de kararımızdan dönmedik, yiğitliğimize dokundurtmadan hani köpek öldüren soğuğu olmasa da onun gibi bir havada Zirve Paintball sahasına gittik.

Paintball dediğin iki boru, bir kaç yüz boyalı mermi bir de toprak saha. Giyindik kuşandık, oyuna katılan ekibi 2'ye ayırdık cengaverler gibi çarpıştık (demek isterdim :) en az iki kere "headshot" yedim ve yıkıldım, sırtımda ise 4 adet kızarıklık var. 4 ayrı ölüm değil ama en azından 2sini yapanın Metin olduğunu biliyorum. "Abi özür dilerim öldüğünü farketmedim demişti!" (Sağolsun arkadaşlar Metin'in icabına baktılar sonra :) Kızıyorum ama en büyük tesellim rakip takımdan Metin'in "Bayram abi, 2 kere vuruldum ama bayrağı getirdim dedi" demesi oldu. Demek daha az farkla yenilmişiz :p

Herkesin ortak fikri güzel ve yorucu olduğu ama başta biraz alışma evresini uzun geçirdiğimiz yönünde idi. Yazılarda okurduk, takım çalışmasını benimsetmek için Paintball kullanılıyor diye. Haklılarmış. Kaç oyunda öğrettiklerini merak etmiyor değilim. Bir sonrakinde neler yapacağımızı artık biliyoruz. Bir kere sayıyı 8 değil 12 gibi bir rakam olarak belirleyip, 6'lı 2 ekibe bölmek ve her ekibin kendi içinde komutanını (lider) seçip onun yönetiminde bayrağı ele geçirmesini sağlamak. Eğlenerek öğrenmek bu olsa gerek. (Oynarken aklıma geldi, acaba Starcraft/Red Alert gibi bir LAN partisi mi yapsak, sonuçta o da savaş :)

1. fotoğraf oyun başlamadan önce,

2. fotoğraf oyun sonunda (farkındaysanız 1.kişi eksik. Patron!)

3. ise ispiyoncunun sonu konulu piyes

 

Çarpışma öncesi

Çarpışma sonrası

İhanetin bedeli

(*) Oyunun sonuna doğru hakemin yanına gidip de tek patron Atakan abi kaldı, ne yapacağınızı biliyorsunuz şeklinde anons geçen sevgili Fatih için Rolo'dan geliyor: "An Elephant Never Forgets"


Hayattan bir kesit: Kurbağa ile Akrep'in hikayesi

Genelde televizyon kültürü olarak Türkiye ortalamasının altında sayılırım, beğendiğim dizileri izlemeye çalışırım. Daha çok CNBC-E'deki dizileri izlerim. Türk yapımı olarak şimdiye kadar izlediğim ve beğendiğim birkaç diziden biri de Ezel diyebilirim.

Show TV'de gösterime giren ve şimdiye kadar 10.bölümü yayınlanan Ezel, popüler kültüre hitap ettiği kadar edebiyattan değerli eserleri iyi yorumlamış. Umarım bundan sonrası içinde aynı çizgide giderler.

Dizi'nin hikayesi uzun, anlatılmak yerine izlenmesi daha iyi olur lakin ben yinede kısaca bahsedeyim.

Üç mahalle arkadaşı ve onlara katılan 4. bir kızla birlikte iyi bir arkadaşlık sergileyen (sergiledikleri zannedilen) insanların kızın üçkağıtcı babası ile herkes aslına rucü etmeye başlar.

Üçkağıtçı baba, feleğin çemberinden geçmiş, bir bakışta adam çözen, düzen kuran, insanların zaaflarını çok iyi kullanabilen bir düzenbazdır. Tabi, arkadaşlıkları iyi olan bu kişilerin arasını nasıl bozacağını ve onlara nasıl istediği şeyleri yaptıracağıyla birlikte herbirinde nasıl bir kötülük potansiyeli olduğunu iyi bilmektedir.

Deneyimli üçkağıtçı, herbirinin potansiyelini ve zaafını çözer:

Ali: Çok iyi bir arkadaş, sadık bir dost, güvenilir, cesaretli, gözünü budaktan sakınmayan görünen birisinin altındaki "gözünü kırpmadan kötülüğe bulaşacak ve hatta bir insanı öldürebilecek" bir potansiyel.

Cengiz: iyi arkadaş, kanka, zevkli bir kişiliğin arkasında  gündelik yaşayan, zayıf karakterli, isteğini direkt alamayacak kadar eksik ve en yakın arkadaşını rahatlıkla satabilecek bir potansiyel.

Ömer: Esas oğlan, Saf temiz, arkadaşlığa dostluğa önem veren, iyi bir aile düzeni olan. Sevdiği arkadaş dediği kişilere karşı kendini feda edebilecek kadar cesur. Sevdiğini koruyan ve asıl kızında sevdiği. Potansiyeli iyilik ve sevdiği kişilere koruması gerekirse kendini feda etmesi.

Neyse olanlar olur ve bizim kötü potansiyeli olanlar soygun yaparlar, yapılan soygunun bütün işaretleri hiçbirşeyden haberi ve suçu olmayan Ömer'i gösterir. Ömer hapse atılır. Film devam eder. Ömerin tek suçu kötülükleri bilmemesi, kötüleri tanımamasıdır. Hapishane ona çok şey öğretir. Ordaki bir bilge ona hertürlü şeyi öğretir. Sonra bir vesiyle hapisten kurtulup yeni bir kimlikle Ezel olarak tekrar hayata döner.

Dizinin ilk bölümlerinde Ali Cengiz'e sorar: "Yaw biz bu çocuğa nasıl böyle bir kötülüğü yapacaz". Cengiz'in cevabı çok manalıdır. Size bir hikaye anlatacağım der. Benimde çok hoşuma giden belkide herzaman konusu geldikte anlatacağım o güzel hikayeyi anlatır.

"Kurbağa ile Akrep"

Zamanın birinde bir nehir kıyısında bir Kurbağa yaşarmış. Bu kurbağa nehrin diğer kıyısına hayvanları geçirir, iyilik edermiş.

Bir gün Akrep gelmiş, "Kurbağa kardeş beni de karşı kıyıya geçir" demiş. Kurbağa iyiniyetli ama o kadarda saf değilmiş.

"Olur mu öyle şey, sen Akrepsin ben seni nasıl karşı kıyıya geçiririm. Sen bana zarar verirsin" demiş.

Akrep, muhatabını iyi biliyor "Sen beni yinede karşı kıyıya geçir, ben sana bişey yapmam, suyun içinde ikimizde varız, sokarsam ikimizde birden boğuluruz".
Kurbağa'nın aklına yatmış, doğruya böyle birşey olursa ikisinede zarar gelecek. Sırtına almış Akrepi tam yolun ortasında iken Akrep Kurbağı bir güzel sokmuş, tam birlikte boğulurlarken Kurbağa sormuş, "Neden?".

 

Akrep ne desin, "Ne yapayım, huyum bu"

 

NOT:  Jim Collins'in İyi'den Mükemmel Şirkete kitabında Nucor yöneticilerinin dediği gibi "Çalışkan bir çiftçiye çelik üretmeyi öğretebilirsiniz ama iş ahlakına sahip olmayan birine, çiftçiliğin iş ahlakını öğretemezsiniz. Ne yaparsak yapalım herkes içindeki potansiyeli kullanır.