BAŞA DÖN

Bir hayal peşinde

"İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü?" diyordu, küçük Deniz, babasının hayali ile konuşurken, ve cevap veriyordu babası "Belki hiç biri şuanki gibi gerçek olmayacak, çünkü bileceksinki onları kafanda sen oluşturdun. Daha güzeli onları istediğin gibi yönetebilir, hayallerini gerçekleştirmek için çalışabilirsin."

Yağmurlu bir gece vakti kimseciklere haber vermeden, toplayıp tası tarağı, bir hayali gerçekleştirmek için ve belki inanmazsınız, sanki son kez çıkıyormuş ve dahi bir daha dönmeyecekmişim gibi hüzünlenerek ayrıldım 2.yuvamdan...

"Yapabilirsin Jonathan. İlk basamağı atladın sen, artık ikinci basamağa geçme zamanı geldi."

 

 


Ümraniye Belediyesi-İnternet Belediyeciliği Projesi

Ümraniye Belediye, Erkyazılım çözümleri ile kentlilerine internet ve telefon üzerinden daha kaliteli hizmetler sunmaktadır.

Ümraniye, İstanbul’un en hızlı gelişen ve 1.000.000’un üzerindeki nüfusuyla İstanbul’un en büyük ilçelerinden birisidir. Ümraniye Belediyesi, belediye hizmetlerini daha interaktif ve kolay ulaşabilir hale gelmesi için 2002 yılında Erkyazılım’la çalışma kararı verdi

Çözüm Hakkında,

Erksoft, Ümraniye Belediyesi’nin hizmetlerinin vatandaşlara daha iyi sunulması için öncelikle 2002 yılında tüm belediye faaliyetlerinin güncel olarak yayınlanabileceği bir web portalı hazırladı. Belediye kullanıcıları portal ile ilgili eğitime tabi tutuldular ve güncelleme belediye çalışanları tarafından yapılmaya başlandı. Portal 2003, 2004, 2005 ve 2006 yıllarında tasarım ve içerik yönetimi açısından geliştirildi. Ayrıca Ümraniye Belediyesi www.umraniye.bel.tr adresiyle bel.tr uzantılı adresi kullanan ilk belediye oldu. 2006 yılı Ağustos ayında ise belediyeler için yepyeni bir konsept ile web portalı tekrar yenilendi.

Projenin ikinci aşaması olarak 2002 yılında Telefon üzerinden belediye hizmetleriyle ilgili bilgi, başvuru belgeleriyle ilgili bilgi, hizmet masasına istek şikayetlerle ilgili sesli mesaj bırakma, başkana mesaj bırakma ve vergi borcu öğrenme hizmetlerini kapsayan bir IVR sistemi kuruldu. Bu çalışma Türkiye’de belediyelerde bir ilk olarak yerini aldı.

Projenin üçüncü aşamasında 2002 yılından Web portalı üzerinden kredi kartı ile vergi borcu ödeme, borç bilgisi öğrenme ve ekstre alma işlemlerinin yapılabildiği yeni bir hizmet kanalı açıldı.

Projenin dördüncü aşaması olarak belediyedeki tüm istek ve şikayet başvurularının toplandığı Beyaz Masa birimi bir çağrı merkezine dönüştürüldü. Yine belediyelerde bir ilk olarak yapılan bu çalışma ile Beyaz Masa birimine gelen tüm çağrıların raporlanması, çalışanların performans analizinden, gelen başvuru konuları ve çözümleri, çözüm süreleri hakkında detaylı rapor alınabilen ve bu sayede hizmetlerin daha iyi verilmesini sağlayan bir sistem kuruldu.

Projenin beşinci aşaması olarak Çok Kanallı Gönderim Merkezi Güvercin ürünü hizmete alındı. Bu çalışma ile vergi borcu hatırlatma, başkanın çalışmaları, belediye faaliyetleri ile ilgili bülten gönderme, tebrik mesajları ve yapılan etkinliklerle ilgili etkinlik duyurusu yapılmaktadır. Mükelleflerle yapılan tüm görüşmeler kayıt altına alınmaktadır.

Projenin son aşaması olarak Video Streaming hizmeti verilerek web portalı üzerinden belediye tanıtım filmi ve Çanakkale Filminin aynı anda 100 kişiye kadar sorunsuz izlenebilmesi hizmeti verilmiştir.

Ümraniye Belediyesi’nde yapılan bu projenin bir çok ayağı Türkiye’de ilk defa yapılan çalışmalar olup diğer belediyelere örnek teşkil etmektedir. 2002 yılında yapılan hizmetlerden Telefon Belediyeciliği uygulaması IT Business dergisini kapak olmuştur.


Yoksa Modernite Sadece Bir Imaj mı?(I)

Pop kültürün (populer kültür) hayatımıza egemen olduğu 70'lerden beri hep idoller oluşturulmuş, hayat tarzları planlanmış ve daha çok satmak isteyen büyük çaplı firmalar tarafından bu imajlar hep pazarlanmıştır. Peki populer dediğimiz şeyin belirleyicileri kimlerdir?Biz niye herşeye populer olarak bakmıyoruz? Bazı şeyler niye postmodern olarak yorumlanıyor?

Populerliği belirleyen en önemli şeylerin başında elbette giyim sektöründeki moda var.Daha sonra starlar (celebrity). Film ve müzik yıldızları.daha sonra markalar.Bunlar giyim, müzik ve film endüstrisine dahil olmayan şeyler. Mesela çikita muz, daha uzun hijyen sağlayan domestos, hayatın tadı olan coca cola, maraba televole vb.

Aslında yukarıdan bakıldığında labirent daha kolay çözülebiliyor ve hangi sloganın sizi nereye ulaştıracağını kestirebiliyorsunuz ve bunların hepsinin biribirlerinden faydalandıklarını görebiliyoruz.Yani üzerindeki pahalı elbiselerle coca cola içen bir film yıldızı tvde veya bilboardlarda maraba televole diyor.Ve bir akım ve yeni bir moda başlıyor; insanlar artık birbirlerine selam veririken "maraba televole" diyorlar.Artistin giydiği elbiseleri giymeye çalışıyorlar, takıldığı mekanlara takılmaya çalışıyorlar.Ve biraz ün yakalamış çoğu kimse yeni bir akım başlatma sevdasına dadanıyor.Giydiği şapkayla farklılık oluşturmaya çalışanından tutunda, pantolonunun üzerine çıkan iç çamaşırını gösterme modasına kadar.Aslında moda denilen şey populer olan şey manasına geliyor burda ve herşeyi içine alıveriyor.herkes yeni bir imaj oluşturp insanları peşlerinden koşturuyor.milyonlarca insan da idollerinin yaptığı şeyleri muhakeme etmeden peşinden koşuyor.Aslında sorduğunuz da hepsi bağnazlığa ve totoriter yapıya karşı olduklarını beyan ettikleri halde kendileri bu sorgulamaksızlığın bir sonucu olarak gerçek bağnazlığa ve idol otoritesine gönüllü olarak kaptırıveriyor.Herkes farklı olucam diye temelde değişmeyen şeyler etrafında tarz ve renk değiştiriyor.Ama yapılan tüm farklı olma çabaları aynı kapıya çıkıyor.herkeste farklı olma modası başlıyor.Bu farklı olma çabalarına değinmişken insanın aklına başka bir soru geliyor.


Modernite yoksa bireysellik mi? Bireyin kendi seçimlerini ve doğrularını yaşaması mı?Bu bağlamda heralde en bireysel ve modern insan Robinson Crouse ydu.Bireyselliğin ve kendi seçimlerinin tüm gerçekliliğini yaşayabiliyordu.Fakat toplumsal bir medeniyet içerisinde yaşadığımıza göre ve hareketlerimizi belirlenen moda ve pop kültüre göre belirlediğimize göre ne kadar bireysel olduğumuzu iddia edebiliriz ki?Ozaman kendi doğrularımız diye sahiplendiğimiz şeylerin hepsi bize empoze edilen markaların yaşam tarzlarının ve akıllı iletişim pazarlamıcılarının doğruları.Bize sunulan vitrindeki seçeneklerden birini seçmekle bireysel özgürlüğümüzü kanıtlamış olmuyoruz maalesef.

Firmalar artık marka olmak ve onları tüketen müşterilerinin gözünde unutulmamak ve daha karlı sonuçlar almak için ürün satmıyorlar.Yaşam tarzı ve statü satıyorlar.Biz buna marka diyoruz.Ve imaj geliştiriliyor.Tüketicilerin ihtiyaçları belirleniyor, buna kendi kattıkları değerler ekleniyor, starlara bunlar kullandırtılıyor veya reklamlarında oynatılıyor sonra moda oluşturuluyor ve milyonlarca insan sorgulamaksızın buna sahip olmaya çalışıyor.Şimdi burda en başta tüketicilerin ihtiyaçları belirleniyor dedim ama bu bizim onları yönettiğimiz anlamına gelmiyor maalesef.Çünkü smokinin rengini ve şeklini seçme imkanı tanınmıyor maalesef sadece markasını seçebiliyoruz.Veya daha iyisi giyeceğimiz pantalonun modelini ve tarzını seçmek pantolon firmalarının tarzlarını yönettiğimiz anlamına gelmiyor.eğer yönetebilseydik pantalon dışında başka bişey niye giymiyoruz diye sorgulayabilirdik.İskoçyada erkekler etek te giyebiliyor ama. Evet giyiyorlar fakat o eteği günlük yaşamımızda hiçbir idolümüz giymiyor.Bizde giymeye utanıyoruz.Çünkü trend setter lar henüz bunu bize aşılamaya başlamadılar. Başlasalardı emin olun bizde bunu normal hatta moda olarak görebilirdik.Ne alakası var demeyin içinizden 1960 larda bir gıdım kumaş parçasının insanların hayatını değiştireceğini kimse bilmiyordu ama bugun mini etek bir moda ve cesur kadınların bir sembolü olmuş durumda.Tabiki bu cesaret neye karşı bir cesaret o da tartışmaya açık bişey.Ve yine deniz kıyafeti olarak görülen bikiniler. Niye insanlar bikinleri sokakta giymiyorlar peki? (gerçi buda moda haline geliyor yavaş yavaş) çünkü utanıyorlar.Peki plajdaki erkekler sokakta utandıkları erkekler değil mi? Plajlara seçmece belli testlerden geçmiş erkek ve bayanlar mı alınıyor ki? "Ama plajlarda herkes öyle giyiniyor" demek herkes giymeseydi bizde giymeyecektik.Ozaman nekadar özgürüz , nekadar bireyseliz? Nekadar modern olduk modayı takip edince.Bu manada afrikadaki çıplak gezen kabileler bizden daha modern ve özgürlükçü.


Mesele aslında kıyafet değil veya içtiğimiz , yediğimiz , seyrettiğmiz şeyler de değil. Önemli olan bunların hepsinin modernlik adı altında yapılıyor olması. Ve bunları belirleyen insanların ya bir yerlerden para alarak  çıkarlarına bizi alet ederek yapmaları ve bizim bunun farkında olmamamız. Veya farkındaız ama kendimizi modern olarak görmemiz. Ve  Bunları sorgulamanın ise tamamen postmodern bir yaklaşım olması.

Acaba hiçbirşeyi sorgulamamak mı modernliktir.Ama rönesansın başlaması sorgulamalarla başlamıştır.Sınıflar sorgulanmıştır ve cevap rönesansta bulunmuştur.

Ozaman modernite nedir? Hayatımızın tümünü ve kararlarımızı ve harcamalarımızı belirleyen bu imajlar oluşturuyor sa bunları takip edebilme kabiliyetinde ve ekonomik gücünde olmak yetiyor mu? Yoksa  modernite sadece bir imaj mı? Ve kaçtığımız gerçekliğin kendisi bir çöl mü?


Hoşgeldin blog, hoşgeldin bebek ...

Bugün çifte sevinçliyiz, hem bloğumuz, hem nur topu gibi bir kızımız dünyaya geldi :)

Bir süredir, pazarlama, üretim ve tasarım ekibi, ERKYAZILIM yeni vizyon çalışmaları ile birlikte, blog dünyasına kapımızı açmak için hummalı bir çalışma yürütüyorduk. Çalışmalarımızın bir kısmı tamamlandı, küçük bir kısmı göz önüne çıktı, tüm resmi gösteren kısmını ise 2007 itibari ile değişen yüzümüzle sizlerin önüne çıkacak.

Meryem Bebek

Blog'un doğumu kutlayalım diye düşündüğümüz bu günlerde, bir haber ile sevindik. Genel Müdürümüz Bülent Bey'in beklenen biricik kızı Meryem bugün öğlen saatlerine doğru ani bir kararla dünyamıza teşrif etti.

Meryem Bebek

Miniğimize hoşgeldin, annesine ve babasına ise hayırlı bir evlat olsun, Allah her daim yüzünüzü güldüren bir evlat eylesin dualarımızı ve tebriklerimizi gönderiyoruz.

Not: Bülent Bey'e erişmek kolay olmayabilir, baksanıza tebrik telefonlarının ardı arkası kesilmiyor ;)