BAŞA DÖN

Hem çalışmak hem közde mısır yemek ister misiniz?

Zaman zaman Erk Bahçe'ye çıkıyor, yemeğimizi ızgarada yiyor, bazen odun ateşi ile kendine gelmiş semaverde çay yudumluyor, bazende mısır közleyip afiyetle yiyoruz.

Yemeyi seviyor, web uygulamaları geliştirmekten zevk alıyor, en az 3 yıllık deneyimim ile hem klasik ASP hem ASP.NET uygulamaları geliştirebilirim diyorsanız, neden Erkyazılım İK sayfasına uğrayıp bir CV bırakmıyorsunuz? (daha daha ne gibi özellikler arıyorsunuz diyenler, yazı sonundaki notlara bir göz atabilirler)

Öncelikle kişiliğinize,

- Kendine güvenen aynı zamanda mütevazi,
- Çalışkan, pratik, sorumluluk sahibi,
- Yeniliklere açık ve araştırıcı,
- Sigara kullanmayan,

sonra teknik bilginize önem veriyoruz;

- Sosyal medyayı aktif kullanan, Twitter ve tercihen FriendFeed kullanıcısı olan,
- ASP, HTML, dHTML, CSS, XML, AJAX, JavaScript vb. web teknolojilerini çok iyi bilen
- IIS iyi bilen (Tercihen IIS 7.0 ve IIS 7.5)
- Veritabanı tasarımı konusunda deneyimli, MS SQL server ile uğraşmış,
- Tercihen ASP.NET ve SQL kullanarak portal geliştirmiş,
- Minimum 3 yıl web programlama tecrübesine sahip,
- Erkek adaylar için askerliğini yapmış.


( Çalışma yeri Küçük Çamlıca ofisi olacaktır.)


Çalışkan bir çiftçiye çelik üretmeyi öğretebilirsiniz

1973 yılından beri dünyada yaşıyorum, önceki ve sonraki hayatımla ilgili bilgim yok denecek kadar az ama öğrenmeye çalışıyorum.

Günün hayat koşullarında öğrenmeye açık birisi olarak etrafı gözlemliyor ve kendime yakın gördüğüm şeyleri almaya çalışıyorum.

Hayatımı farklı evrelere bölmek gerekirse, Üniversite öncesi, Üniversite hayatı, Çalışma hayatı, 1.Girişimcilik hayatı, 2.Girişimcilik hayatı ve sonrası diye ayırabilirim.

Yazımın konusu daha çok 1. ve 2. Girişimcilik hayatı üzerine olacak.

Çalışma hayatında insan etrafı ne kadar gözlemlese de elindeki bilgi tabanların uygulama sahaları kısıtlı olduğu için ne kadarının doğru olduğu ile ilgili tam bir tecrübeye sahip olamıyor. Tabi tecrübe güzel bir kelime, hep yanılanlara göre "kazıkların bileşkesi", bilgeliğe önem verenler için "bilgi balı", ayran gönüllüler için "deneme-yanılma". Kendim için hepsinden bir parça diyeyim. Yanılmaktan korktuğum için daha çok diğer ikisi ağırlıkta :)

1. Girişimcilik hayatım diyebileceğim dönemde daha çok "deneme-yanılma" yoluyla tecrübe elde etmiş oldum, tabiki kazıkların olmaması mümkün değil. Bu dönemde "bilgi bal"larına ulaşmam yani değer verdiğim birilerin dinlemekten veya az vakit ayırdığım bazı kitapları okumaktan ibaretti.

Şimdilerde Amerika'nın ünlü fikir adamlarından JIM COLLINS 'in "İYİ'DEN MÜKEMMEL ŞİRKETE" kalıcı başarıya ulaşmanın yolları adlı kitabı okuyorum. Gerçektende çok başarılı (yani ben söylemesemde başarılı ama içimden geldi).

Özellikle kendime, hayat felsefeme ve kişisel öz değerlerime yakın olduğu için kitabı yudumlayarak okumaya çalışıyorum. Fırsat buldukça erkyazılım blogundan internet dünyasındaki sizlerle paylaşacağım.

Açıkçası bu kitap bende 2.Girişimcilik evresini başlattı diyebilirim. Kitaptan çıkardığım bazı başlıkları buraya sıralayayım

- İnsanların sizin en önemli varlığınız olduğunu söyleyen o eski atasözü yerine İyiden Mükemmele en önemli varlığınız Doğru insanlardır.
- Çalışkan bir çiftçiye çelik üretmeyi öğretebilirsiniz ama iş ahlakına sahip olmayan birine, çiftçiliğin iş ahlakını öğretemezsiniz.
- Mükemmel insanlara kapımız her zaman açıktır.
- En iyileri yönetmeye gerek yoktur, yönlendirmek, öğretmek, yol göstermek evet.
- Otobüse doğru insanları almak, yanlış insanları ya hemen indirmek veya önemsizleştirmek. Otobüste yanlış birisi var ve onun kim/ler olduğunu biliyoruz. Biraz bekleriz, yapmamız gereken şeyi erteleriz, başka alternatifleri deneriz, bir üçüncü sonra dördüncü şans veririz, durumun değişeceğini umar, o kişiyi gereğince yönetmek için zamanımızı ve enerjimizi harcar, onun yetersizliklerini telafi etmek için küçük mekanizmalar oluştururuz. Ama durum iyiye gitmez. O kişi kendi kendine karar verip gidene kadar debelenip dururuz. Bu arada iyi insanlar, "Niye bu iş bu kadar uzun sürdü acaba?" diye sorarlar. Yanlış insanların ortalıkta dolanmasına izin vermek, doğru insanlara yapılmış bir haksızlıktır.

Bu arada THY Dijital Konkurunu kazanmış olan Digital Mccann ajansından Çağlar Çokçetin'i izledim. Egosu yüksek ajans dünyasından böylesine mütevazi ve egoyu ön plana çıkarmayan birisini görmek açıkcası çok sevindirdi. Kendilerini öncelikle çalışkanlıkları ile kazandıkları işlerinden ayrıca buna karşın gösterdikleri içten tevazularından dolayı tebrik ederim. Televidyon'da yayınlanan video'yu izlemek için tıklayınız.


Bir Ziya Hikayesi...

Efendim, bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak diyarlardan geçip, birbirlerini bulmuş ve dünya evini kurmuş iki genç varmış.

Birinin adı Korkud, öbürünün adı Julia imiş. Gel zaman git zaman, bu mutlu gençlerin Volkan isminde bir oğulları olmuş. Volkan büyümüş serpilmiş, ama çok da büyüyemeden, bak demişler sana bir kardeş geliyor, adı da Ziya. Volkan ne zaman gelecek kardeşim diye bekleye dursun,  hikayenin en güzel günlerinden bir gün babası arkadaşını aramış, biz hastanedeyiz bilginiz olsun diye.  Erkenden gözlerini açma hevesinden midir?, uzun süredir beklemekten yorulmasından mıdır? Bilinmez, Ziya bebek sahneye girmiş ve ailenin gözleri daha da parlar olmuş.

Gökten üç elma düşmüş mü onu araştırmak, belki bisorusor.com'a sormak gerekse de görünen o ki onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine...

9 aydır bugünü bekleyen anne bir mutlu, baba daha bir mutlu, abi durumun pek farkında değil (olacak elbet :) ve Ziya bebek capcanlı.

Erkyazılım ailesi olarak küçük Ziya'nın abisiyle beraber öncelikle ailesine, sonra Erkyazılım ailesine hayırlar ve mutluluklar getirmesini dileriz. Tevekkeli, Korkud eylemlerimiz devam edecek diye boşuna demiyormuş :)


Çalışma saatlerinde düzenleme

Malum yaz aylarında günler uzun geçiyor.  Hem günlerin uzun olması hemde genel müşterilerimizin mesai saatlerinin erken zamanlarda başlamasından dolayı çalışma saatlerinde düzenleme yapma gereği hasıl olmuştur.

Erkyazılım olarak siz değerli müşterilerimize daha verimli bir hizmet verebilmek için mesai saatlerimizi aşağıdaki gibi değiştirmiş bulunmaktayız.

Hafta içi:

sabah : 08.00

akşam: 17.00

Hafta sonu Cumartesi günü:

09.00 -13.00

Bize ulaşabileceğiniz telefon/mail bilgileri için tıklayınız. 


Siz hiç dağlardan menekşe topladınız mı?

Türk sinemasının karizmatik jönü Kadir İnanır ofisinde oturmaktadır. Birden içeriye sevgilisi hanım girer. Ayağa kalkar ve sarılır " hoşgeldin " der. Hanım hemen şikayete başlar, o kötüdür, bu kötüdür, şu iyi gitmiyordur, onlar yaramazdır, bunlar berbattır. İşte tam orda hanım kızımız konuşurken Kadir İnanır bir an gözlerini sevgilisinden kaçırır ve pencereden dışarı doğru şöyle bir bakar. O göz kaçırma ile hanımkız bir an duraklar ve Kadir İnanır pencereden dışarı bakarak bombayı patlatır. " Sen hiç dağlardan menekşe topladın mı? "

Hanımkızımız birden irkilir, daha önce söylediği herşeyi unutur ve birden gülerek " hayır, ama çok istiyorum" der. Kadir baba bunu bir fırsat bilerek " hadi gidelim ozaman ne duruyoruz ! " diye ekler ve beraber kadrajdan kaybolurlar.

Aslında bizim hikayemizde buna benzer. Tabi sıkıntısız iş hayatı olmuyor. İşleri yetiştirme derdi, stress, nasıl olacak , nasıl gidecek derken şöyle herşeyi unutup dağlardaki menekşenin peşine düşelim dedik.

Sapancada bir alabalık çiftliği bulduk. ( tabi patronumuz Bülent Bey buldu desek daha iyi olur. Çünkü önceden beri gidiyorlarmış ailecek fakat bizlere söylememişler hiç .) Çok iyi bir mekan gerçekten. Dağların arasında, ağaçlar, ırmak, çiçek, böcek, balık, çay ve toplantı. Tabi toplantı kafiyeyi bozdu biraz farkındayım ama olsun.Tabiatın içinde toplantı zevkli oluyor.( İsteyenlere gittiğimiz yerin adresini verebiliriz. Mail atmanız yeterli.)

Günün süprizi sabah giderken yapmur yağmasıydı. Ama nasıl yapıyor adeta bardak delinmiş, yağmur hiç bardağa uğramadan direkt yere akıyor. Ama daha sonra dindi tabiki ve güzel oldu ortalık biraz serinledi. Neyse, ben programı kısaca anlatayım.Önce güzel bir sabah kahvaltısı, ardından çayla güzel bir sohbet. bir önceki geceki Hırvatlarla oynadığımız yarı final milli maçını tekrar hatırlıyoruz. Kahkahalar, eğleceler derken ardından toplantıyı yapıp menekşenin peşine düştük.Fotoğraf çekimleri felan derken saat 6 gibi evimizin yolunu tuttuk.

Günün ardından temiz hava depolayıp, bedenen yorulsakta ruhen sıkınıtları dağlara taşlara bıraktık.Herkese tavsiye edermiyim? evet ederim. Yani, olay bu mudur? Evet budur !

Okuyucuların aklına tabi şöyle bir soru gelecek. Menekşe topladık mı?

Çok aradık ama menekşeleri bulamadık maalesef. Artık Bülent Bey yakında bir kere daha götürmesi gerekecek ekibi. Belki ozaman buluruz menekşeleri...

:)

İki patron yanyana.  ( Soldan Sağa: Bülent Bey, Atakan Bey )

 Gerisini foto albümümüze bulabilirsiniz.