BAŞA DÖN

En büyük asker bizim asker

Şirketimizin neşe kaynaklarından Fatih Küçükbaltacı bir tatil yapayım kafam dağılsın hem aradan çıksın diye düşünerekten (herhalde), asker ocağının yolunu tuttu.

Hayalindeki gibi rahat bir askerlik yapmasını temenni ederim. Jandarma iste dediler jandarma çıktı, birde yanına helikopter birliği çıktı. Kara-havacı deneyimlerine göre arkadaşların dedikleri büyük ihtimalle 5.5  ayı rahat geçireceği yönünde.

İşleri üstümüze yıkıp kaçmanın acısını çıkarma hakkımızı saklı tuturak şimdiden hayırlı teskereler diliyoruz. :)

 


Bir İşletmenin Değeri,

Murat Bahar, konulara çok farklı ve orjinal yönlerden bakma gibi bir kabiliyete sahip ender arkadaşlardan... Fikirlerine "değer" verdiğim gibi fikirlerinden "değer"de alırım :)

Kurumsal blogumuzda internet dünyası kanalıyla değerli gördüğüm birçok konuyu öncelikle kendime sonrasında hasbelkader blogumuza ulaşmış sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. 
"Bir işletmenin değerini belirleyen faktörler nelerdir ve bir işletmenin değeri nasıl hesaplanır" diye soracak olursak. Gelişimplatformunda  Murat Bahar'ın
""Değer" Ne?" konulu yazısını okumalısınız. Sagolsun Murat Bahar konuyu çok güzel bir uslubla cevaplandırmış. Çok istifade ettiğim bu yazısından dolayı kendisine özel teşekkür ederim.

NOT: Gelişimplatformundaki yazılar sadece üyelere özel olduğu için herkesin ulaşabilmesi amacıyla aşağıya kopyaladım, (arakladım, alıntı yaptım)
--------------------------
Geçtiğimiz ay ülkemizdeki inovasyon ortamı üzerine nacizane düşüncelerimi belirtmiştim. Fikir-sermaye-yönetim üçgeninin başarı için kilit olduğundan ve yeni şirketlerin bu üçgende değer kazandığından ve inovasyon ekonomisinin de buradan doğduğundan bahsetmiştik.

Sanırım 2000 yılı idi, Hakkı Abi’yi (Öcal) derneğimizde bir söyleşide konuk etmiştik. O zamanlar derneğimiz henüz yeni kurulmuştu ve samimi gayretleri ile aktiviteler yapmaya çalışan, profesyonelleri farklı vesilelerle bir araya getirmeye çalışan bir avuç arkadaşımız vardı. Söyleşide Hakkı Abi, yeni ekonomi ve bilişim dünyası ile ilgili bir konuşma yapmıştı. Konuşma sonrasında soruları yanıtlarken kendisine “yeni ekonomide değer nerede” diye bir soru sormuştum. O da “alaşım oluşturabilmek” olarak cevaplamıştı bu soruyu. Kendisinden ödün vermeden ve kendisi kalarak, başka disiplinler, yetenekler veya insanlar ile iş yapabilmek. Alaşım, birbiri içinde eriyen fakat kimyasal yapıları değişikliğe uğramayan maddeleri ifade ediyordu. Yani demek istemişti ki; bir birliktelik sizi siz olmaktan vazgeçirememeli, olduğunuz heryerde başka bir şeye dönüşmek yerine kendiniz kalırsanız başarıya ulaşırsınız…
Aradan yıllar geçti, ben hala “değer” üzerinde düşünüyordum ki yıllar öncesinde alıp bir kenara attığım bir kitaba gözüm ilişti, kitabın ismi “Cracking the Value Code”; “Değer’in Kabuğunu Kırmak” olarak da çevirebiliriz. Hemen belirtelim bu makayesede “değer” derken ticari değerden, daha da özelde şirketlerin değerinden bahsediyoruz. İnovasyon ekonomisi yeni kurulan ve değerlenen şirketlerle alakalı, dolayısı ile şirket değerini neyin oluşturduğunu ve Değer’in kabuğunun nasıl kırılıp, içindeki öze ulaşılabileceğini bilmek çok değerli.

Ben bunlar üzerinde düşünürken, yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen bir olaydan henüz haberim oldu; facebook.com’un kurucusu yeni yetme bir genç olan Michael Zuckerberg (şu an 23 yaşındaymış) Yahoo’nun yaptığı 1 milyar USD’lik teklife rağmen sitesini satmamış. Aman iyi etmiş, çünkü şirket yönetim kurulunun yaptığı değerleme 8 milyar USD imiş. Ne imiş, facebook.com 2004 yılında kurulmuş ve kurulduğu yıl değeri 10 milyon USD olarak belirlenmişmiş. Yani arkadaşımızın şirketi 3 yılda yaklaşık değerini 100 kat değerlenmiş. Bu arada ziyaret etmemiş olanlar için belirteyim, facebook bir arkadaş ve topluluk iletişimi sitesi.

Değer mi?

Giriş seviyesindeki işletme bilgimizle, bir şirketin değeri=şirketin sahip olduğu her şeyin toplam değeri olarak cevaplarız. Yani şirketin tüm mal varlığı, alacakları, makineleri ve sahip olduğu mali değerler bir tarafa yazılır, toplam borçlar bu toplamdan çıkartılır ve şirketin değeri elde edilir.

Gelgelelim, inovasyon ekonomisinde bir şirketin değerini, sahip olduğu mal-mülk değil, cirosunu artırabilme potansiyeli ve bu potansiyelin göreceli riskleri belirliyor. Risk sermayesi fonlarının da başarmaya çalıştığı, bu yüksek potansiyel gösteren şirketleri önceden keşfedip, yüksek risklere rağmen, yüksek getiriler elde etmek. Oluşturulan risk fonları olabildiğince farklı alanlardaki yeni şirketlerde değerlendiriliyor, böylelikle risk dağıtılmış oluyor.

İnovasyon ekonomisinde şirketlerin değerini katlayan önemli bir çarpan “goodwill” olarak isimlendiriliyor. Buna şirketin başarısına olan inanç olarak ifade edebiliriz. Inovatif bir şirket halka açıldığı anda, bu iyi niyet devreye girip, şirket değerini tahmin edilmesi güç noktalara çekip dolayısı ile şirket değerini artırabiliyor. Şirketin halka açılmadığı durumlarda ise yatırımcıların “goodwill” leri şirket değerini belirlemede etkin oluyor.

Örneğin Google’ın 2006 net karı yaklaşık 2 milyar USD, şu andaki Pazar değeri ise 120 milyar USD. Google’ın toplam asetleri ise 10 milyar USD. Yani sahip olduğu her şey ile kağıt üzerinde 10 milyar USD değerinde olan Google, piyasanın inancını arkasına alarak borsadaki Pazar Değerini bunun 12 katına çıkarmayı başarıyor. Bu  inancı pekiştiren şey ise Google’ın inovatif ürünler geliştirerek internet kullanıcılarının ilgisini çekecek ve reklam gelirlerini artıracak olması, ya da yatırımcıların buna olan inancı…

Bazılarımız borsadaki şirket değerlerinin gerçek değerler olmadığını düşünebilir. Yerine göre de öyledir, çünkü halka açık şirketlerin bazı durumlarda medya spekülasyonları ve açık hava tiyatrosu ile halkı kandırmaya çalıştıklarını müşahede etmiştik. 2002 yılında yaşanan Enron skandalı, şirket yönetiminin resmen bir tiyatro oyunu ile nasıl ortada olmayan ürünleri pazarladığını, gerçek olmayan anlaşmaları gerçekmiş gibi basına açıkladığını, yatırımcıları yine medya üzerinden nasıl manuple edebileceğini gösterdi. O zaman iş dünyası “nasıl bu kadar aptal olabildik” demişti… İlgilenenler için Enron belgeselini izlemelerini öneririm, youtube’da bir kopyası var,  çok öğretici bir o kadar da eğlenceli…

Bazı manüplasyonlara açık da olsa, şirketlerin amudi olarak değer kazanabilmeleri, yatırımcıların veya halkın “goodwill”lerini elde edebilmelerine bağlı. Bu da ancak inovasyon ve yenilikle Değer’in kabuğunu çatlamakla mümkün. Bunu her şirket kendi adına farklı yöntemle yapıyor; bakınız Starbucks değerin kabuğunu çalışanları ile çatlatmıştır. Servis sektörü gibi insan ilişkilerinin ve personel kalitesinin çok önemli olduğu bir sektörde, Starbucks çalışanlarına değer vererek  kabuğu kırmıştır. General Electric (GE) şirketi bunu finansal hizmetleri ile başarmıştır. GE bünyesinde kurulan GE Capital şirketi farklı şirketlere yatırım yaparak GE’nin itici motoru olmuştur. Dell Computer aracıları ortadan kaldırarak son kullanıcılara telefonla bilgisayar satmanın yolunu bulmuş, Apple ise Değer’in kabuğunu bilgisayar kullanıcılarını ürünlerine “aşık olmasını” sağlayarak kırmıştır. Sektörleri ve çalışma alanları farklı da olsa tüm bu şirketlerin ortak noktaları dünyaya başka bir gözle bakmadaki beceri. Diğer bir değişle yenilikçi iş modelleri…

Ya başka değerler?

Dünyadaki insanların yarıdan fazlası açlık, sefalet ve iş-dış savaşlar ile kıvranıyor iken, ben de kalkmış size  nelerden bahsediyorum. Temiz içme suyu ve elektrik bulamayan milyonlarca insan varken, bir siteye bağlanmış ve sosyal eğlence ihtiyaçlarını gideren milyonlarca insanın varlığı ve haklı talepleri bir tezat gibi durmuyor mu?

Duruyor...

Alıntı: 21.Yüzyılda Türkiye

Yazıyı aktarmadan önce Fahri Karakaş Bey'den kısaca bahsetmek istiyorum. Kanada'da yönetim bilimleri üzerine doktora çalışması yapıyor. Yönetim kuramlarının doğduğu yeşerdiği bilim merkezlerinin en ünlülerinde böyle güzide bir arkadaşın olması gelecek adına ümitlerimizi arttırıyor.

Geçenlerde Gelişim Platformunda yayınladığı yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Yazıda bahsi geçen Stef Wertheimer'la 2005 yılında GOSB Teknopark'a başvuru değerlendirmesinde tanışmıştık. Biz görüşme için neden 3 ay bekletildiğimizi anlamazken işin gerçeği sonradan çıktı. Mr. Wertheimer görüşmeleri bizzat yapıyormuş ve 3 ayda bir Türkiyeye geliyormuş. Neyse görüşmemiz olumlu geçti ve teknopark'a kabul edildik. İşin enterasanı Mr. Wertheimer 2006 yılında Israil'deki hemen hemen bütün şirketlerini satıp Israil'in 2.zengini olarak dünyada ARGE yatırımı aramaya çıkmış olması.  Bu kadar paparazziden sonra konuya gelecek olursak aşağıdaki yazılanlar hepimizin paylaştığı ortak duyguları ifade ediyor. Umarım gün gelir, hedefler aşılır, hey gidi günler deriz...

-----------------

21.Yüzyılda Türkiye

Soru: Türkiye nasıl çağ atlar ve 21. yüzyılda dünyanın en iyiler liginde yerini alır?

Cevap: Türkiye’nin 21. yüzyılı yakalamasında kilit kavramlar “yeni ekonomi”, “girişimcilik”, “entellektüel sermaye”, “yaratıcılık”, “ARGE”, “markalaşma”, “tasarım” ve “inovasyon”. İşte 21. yüzyılın kritik başarı faktörleri!

Yağ belli, un belli, şeker belli. Ne duruyoruz? Helva yapsak ya!

İşte bu yazımızın konusu bu. Bu helvayı nasıl yapacağız? Dünyanın gelişmiş ülkeleri bunu nasıl yapıyor? Biz nasıl yapabiliriz?

Önce dünyadan örneklere bakalım...



İSRAİL’İN MODELİ: TEFEN
İsveç'te katıldığım dünya çapındaki “Academy of International Business” konferansında en fazla ilgi çeken sunum İsrailli işadamı Stef Wertheimer’in ortaya koyduğu TEFEN Modeli idi. Wertheimer, Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanmasının endüstriyel gelişimden, kalkınmadan ve istihdam oluşturmadan geçtiğine inanıyor. TEFEN, teknoparklar, endüstriyel parklar ve inkübatörler içeren bütüncül bir model. Modelin beş ayağı var:

1. Endüstri,
2. ARGE ve Teknoloji Üretimi
3. Eğitim ve Üniversite
4. Çevre ve Yaşam Alanları
5. Sanat ve Kültür

TEFEN, entegre bir yaşam ve üretim platformu. TEFEN modelinde yaşam, öğrenim, üretim, kültür ve araştırma ortamları iç içe yer alıyor. Binlerce hektar alanda inkübatörlerde teknoloji üretiliyor, gençlere istihdam sağlanıyor, imkan veriliyor, girişimcilere risk sermayesi sağlanıyor ve girişimciler iş kurup büyütüyorlar. Bu modelde üniversite ve endüstri beraber çalışıyor. Bilim-yenilik-teknoloji-üretim-pazarlama-satış zinciri etkin şekilde kuruluyor ve işliyor. Onlarca patent üretiliyor, binlerce ARGE projesi devam ediyor.

BİZİM TEFEN MODELLERİMİZ NE ZAMAN İŞLEYECEK?
Büyük sorumuz şu: Biz ne zaman kendi TEFEN modellerimizi Anadolu’nun dört bir tarafında kuracağız? Bizim Silikon Vadilerimiz ne zaman devreye girecek ve dünya çapında inovasyon ve teknoloji üretecek?

BİLGİ YENİLİK BÖLGELERİ (BYB)
Dünyanın dört bir tarafında geleceğin yenilik hareketlerinin tetiklendiği küresel yenilik ve teknoloji merkezleri ortaya çıkıyor. Onlara ne ad verliyor biliyor musunuz? BYB “Bilgi Yenilik Bölgeleri” (KIZ, Knowledge Innovation Zone). Serbest Ticaret Bölgelerinden esinlenen ve modellenen bilgi, yenilik ve teknoloji üretim bölgeleri bunlar. Bu bölgelerde akademi-üniversiteler-araştırma merkezleri-enstitüler-devlet kurumları-şirketler-sivil toplum kuruluşları beraber teknoloji ve yenilik üretimi için sinerjik işbirlikleri, stratejik ortaklıklar ve ortak projeler gerçekleştiriyorlar. Bu bölgelerde risk sermayesi, melek sermayesi, teknoparklar, teknokentler, kuluçka merkezleri birarada yer alıyor. Silikon Vadisi, İsrail TEFEN Modeli, Dubai Bilgi Köyü, Leiden Bilgi Topluluğu, Baltık Denizi Bilgi Bölgesi, Barcelona Bilgi Yerleşkesi, Şangay Geleceğin Şehri, Hyderabad Bilgi Şehri, İsveç-Danimarka-Kopenag Hattı Sınırötesi Oresund Bölgesi bunlardan bazıları.

GELECEĞİN TEKNOLOJİLERİ
Bu bölgelerde geleceğin kablosuz, sensör, network, mobil ve siber teknolojileri için çığır açıcı araştırmalar hızla sürüyor. Bu bölgeler, teknoparklar, inkübatörler, melek sermayesi ve risk sermayesinden oluşuyor. 21. yüzyılda başarının yolu teknoloji üretimi, inovasyon ve ARGEden geçiyor.

ZENGİNLİĞİN KAYNAĞI İNOVASYON
Gelişmiş ülkeler zenginliklerini inovasyona borçlular. Türkiye ekonomisinin şaha kalkmasını sağlayacak kritik anahtarlar:

EĞİTİM; İNOVASYON; ARGE; İNSANA YATIRIM; GİRİŞİMCİLİK; ÜRETİM; MARKALAŞMA
Biz ne zaman bu sahalarda zirveyi zorlayacak ve atağa kalakacağız?

Ülke olarak acilen yapmamız gerekenler:

• Teknoloji geliştirme bölgelerinin, inkübatörlerimizin, teknoparklarımızın sayısını ve kalitesini arttırmalıyız. Geniş ve temiz alanları geleceğin Silikon Vadilerini kurmak için ayırmalıyız.
• İnovasyona, yaratıcılığa, IPO’ya (halka açılma) ve risk sermayesine (venture capital) elverişli platfromlar ve bilgi yenilik bölgeleri oluşturmalıyız.
• Risk sermayesi, melek sermayesi ve yeni fikirlere para yatırma mekanizmaları geliştirmeli ve yaygınlaştırmalıyız.
• 21. Yüzyılın küresel sınırlar ötesi inovasyon, yenilik, teknoloji, üretim, istihdam ve yatırım ortamlarını oluşturmalı, ve buraları küresel cazibe merkezleri haline getirmeliyiz.
• Ar-Ge’li girişimciliği teşvik etmeli ve genç girişimcileri teşvik ve destek mekanizmalarını arttırmalıyız. Bu hususta yardımseverliğe ve daynışmaya dayalı Ahilik modelleri, vakıf kurumları, sivil toplum kuruluşları kurmalıyız. İnovasyon ve yenilik üretmede iflası bir son değil, başarıya ulaşmada bir basamak olarak kabul etmeli, riski teşvik ile girişimciye kol kanat gerip yola devam etmesini sağlamalıyız.
• Üniversitesi, sanayii ve girişimcileri destekleyebilecek düşünceye sahip iş adamları olan şehirlerimizde 21. yüzyılın teknoparklarını kurmalıyız.

TEKNOLOJİ BÖLGELERİMİZ
1. Istanbul - Gebze arası bölge,
2. ODTÜ ile Bilkent arası bölge
3. Çeşme yarımadası teknoloji koridoru

ÜNİVERSİTE ENDÜSTRİ İŞBİRLİĞİ
Üniversite-endüstri işbirliği, teknoparklar, inkübatörler, bilgi yenilik bölgeleri, ARGE, inovasyon konularında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden biri Ergun Özakat. Özakat, girişimci cesareti ve vizyoner kimliği ile Çeşme Alaçatı’da başarıyla işleyen bir Teknopark modeli kurdu.

ALAÇATI TEKNOPARK PROJESİ
1990’larda mega projeler arasına alınan Alaçatı Teknopark projesi zamanla Urla-Çeşme arası teknoloji bölgesi çalışması haline dönüştü. Dev teknokent içinde 6 yollu anayol, Yüksek Teknoloji Enstitüsüne paralel diğer daha küçük okullar, rüzgardan elektrik üretmek, sadece bu bölgede yıllık 360 milyon dolar rüzgar enerjisi potansiyel geliri, yaşam tarzı ile ilgili Alaçatı Venedik projesi, çevresel bir yaşamı anlamlı kılan el sanatlarına destek veren bir köy çalışması, hava meydanı, yat limanı, golf alanları, Alaçatı surf cenneti yer alacak. Bölgenin stratejik bir önemi var: Kuvvetli sanayi bölgelerine yarım ile bir saat mesafede, Egenin 10 üniversite ve 40 yüksek okuluna azami 2 saatlik mesafede. Çeşme Yarımadası Teknokent projesi prodüktiv yaşamı, kısa zamanda uluslararası kültürel renk ve kritik kütle çalışmaları ile sinerji yaratarak dev bir yapı haline geldi.

EGE’NİN SİLİKON VADİSİ
Urla-Çeşme teknoloji koridoru modelinde Amerika, İsrail, Japon ve Fransa modelinden faydalanıldı. Özellikle uydu, kominikasyon, software, biyogenetik, enformatik gibi tam çevreye uyumlu, AR-GE ile üretim yapan, enerjisi rüzgar, güneş, jeotermalden elde edilen teknolojilere ağırlık veriliyor. Çeşme Yarımadası Teknokentinde “Silicon Valley” hedef model olarak alındı. Silikon Vadisi 70 km. Uzunlukta ve 15 km.genişlikte yani 105,000 hektar bir alana yayılmış ve günde 63 dolar milyoner yaratıyor.

SONUÇ
21. yüzyılı kurmada “yeni ekonomi”, “girişimcilik”, “entellektüel sermaye”, “yaratıcılık”, “ARGE”, “markalaşma”, “tasarım” ve “inovasyon” vazgeçilmez kritik başarı faktörleri haline geliyor.

Bu faktörleri ustaca ve zekice yoğuran; hızla, kıvraklıkla ve esneklikle şekillendirebilen genç girişimciler ve liderler; oyunun kurallarını değiştirebilirler.

Ülkemizde risk sermayesi ve melek sermayesi mekanizmalarını işletmeliyiz. Üniversite-endüstri işbirliklerinin kalitesini, sayısını, çapını, çeşitliliğini arttırmalıyız. Yurdun her yanına yüksek kalitede inkübatörler ve teknoparklar açmalıyız. Her sektörde girişimciliği teşvik eden proje yarışmaları ve takım yarışmaları açmalı ve kazananlara başlangıç sermayesi ve olanak sağlamalıyız. Gençlerimizi ve genç girişimcilerimizi teşvik etmeli, onların önünü açmalı, koçluk ve eğitimlerle bilinçlendirmeli ve kendilerine güvenmelerini sağlamalıyız.

Fahri Karakaş / Montreal Günlüğü / GelişimPlatformu

Yazının orjinali için : http://www.gelisimplatformu.org/uye/uye_aktivite_detay.asp?MODE=DUYURU&akt_id=3724


Amerika'da iş yapmakla Türkiyede yapmak arasındaki fark...

Derin bir kuyuya taş nasıl atılır, taşın kuyuya düşüp ses gelmesini beklemek ne demektir.
Şimdilerde bunu test ediyoruz. :)

Yaklaşık 1 yılı aşkın bir süredir Amerika pazarına internet üzerinden dagıtılabilir Marketplacedominator.com yazılım servisi (SAS) vermeye çalışıyor, gayret gösteriyoruz. Yazılımın analiz edilmesi, konumlandırılması, pazarlanması önemli olduğu gibi hedef pazarı bilmek ve pazarın beklentisine uygun çözümler sunmakda  önem arzediyor.

Son 2 aydır chicago'da yerleşik film ve müzik yapımcısı, dağıtıcısı olan Olivefilms.com'e özel orta bütçeli bir yazılım özelleştirmesi yapıyoruz. Olivefilms sahibi Farhad Arshad, Iran asıllı amerika iş mantığına göre yetişmiş deneyimli bir işadamı.
Farhad Arshad'la oturup konuşuyoruz, epey farklı konulardan konuştuktan sonra Türkiyede iş yapmak ile Amerikada iş yapmak arasındaki farkı soruyorum.
Farhadın verdiği cevap enteresan geldi. Oturduğumuz yer, kaliteli bir restraunt idi. "Şimdi Türkiyede böyle bir restaurant'ı açan işadamı, rahattır, oturur gezer. Amerikada böyle bir işi açan girişimci rahat değildir, üzerinde devamlı bir stres ve baskı vardır. Daha detaylandıracak olursak, Türkiyede böyle bir işyerini açmak için adamın cebinde (örneğin) 1 milyon USD vardır ve parası olduğu için açar, dolayısıyla adam artık işin gidişatına çok fazla önem vermez, rahattır. Amerikada aynı işi açan girişimcinin cebinde 150.000 USD vardır ve geri kalan bütün parayı gidip bankadan borçlanmıştır ve her ay ciddi bir faiz borcu ödemek  zorunda kalır. dolayısıyla aylık ödemeleri denk getirebilmek için geceli gündüzlü çalışır, kendini ortaya koyar. Önünde iki seçenek vardır, Ya ölür veya başarılı olur. Dolayısıyla Amerikadaki işadamlarına bir teklif verdiğinde ve kendi işini kolaylaştıracak para kazandıracaksa seni dinler ve geri dönüşümünüde anlattıktan sonra çok daha kolay karar verir."

Tabi Farhad'ın örneği her sektör için geçerlimidir, tartmak lazım. Ama kendi perspektiğinden doğru bir kurgu yaptığı kesin.


Çok açılmışım çok

Dağınık yerlerdeki makinalar ile uğraşırken, 2-3 tane uzak masaüstü açtığım olmuştu, biraz önce 8 taneye birden bağlandığımı farkettim. Çok açılmışım çok...

Uzak masaüstü güzel bir yöntem, oturduğunuz yerden makinalar üzerinde koşturmanıza yardımcı oluyor. Bilgisayar işindekilerin balkonlu (bkz göbek.) olmalarına alışmıştık ama bu gidişle bu kadar hareketsizlikle sayı daha da artar gibi, ne dersiniz?