BAŞA DÖN

İş takip ve verimli toplantılar ile başarıya ulaşın.

Bir firma'da işlerin akışının kontrol altında tutulabilmesi için en önemli şey "takip" olsa gerek. Atanmış bir iş ne durumda, hangi aşamada takip edilemiyorsa işin başarısızlıkla sonuçlanması (mutlak başarısızlık olmasa da, süre aşımları, tutarsız sonuçlar, teslim edilse de mutsuz müşteri) kaçınılmaz olacaktır. İş takibi için herkese uygun kesin bir kurallar silsilesi tanımlamak oldukça zor. Her yiğidin yoğurt yemesi farklı olduğu gibi her kurumun, hatta alta doğru indikçe her birim yöneticisinin kendine has yeme tarzları ortaya çıkabilir, gayet normaldir. Yeter ki yoğurt yenirken etraf batırılmasın (insanlar/kurum zarar görmesin.)

İş takibi deyince 3 ana madde aklıma geliyor:

  1. Kişinin iş sürecini raporlaması (gün sonunda, haftalık, iş ara kademelerinde raporlama). Böylelikle işiniz ile ilgili ana hatları amirleriniz rahatlıkla görebileceklerdir.

  2. İşin akışında (karar mercisi kendiniz de olsa) ilgili kişilerin haberdar edilmesi. (Söz uçar yazı kalır misali, firma içi dahil olmak üzere ilerleyişin email ortamında kayıt altına alınması ve ilgililerin cc yapılması. İlla sorun olacak diye birşey yok, üzerinden vakit geçmiş projelerde email geriye dönük olarak çok güzel bir arşiv aracı olarak kullanılabilir) İyi oturmuş bir kurum içi mesajlaşma (en pratik yolu ile email) sistemi ile ilgili herkes işler ile ilgili kendilerine bakan durumlara hızla vakıf olup müdahil olabilecektir.

  3. Rapor ve bilgilendirmeler ekibi ve yöneticileri canlı tutsa da mutat (düzenli) toplantılar ile ilgili birimlerin koordine edilmesi ve sorun olmadan önce frekans farklılıklarının normalleştirilmesi.

Bu 3 süreç içerisinde yukarıda bahsettiğim gibi farklı yorumlamalar, yeni alt modeller rahatlıkla geliştirilebilir. Mesela nadir de olsa bazı çok uyumlu frekansla çalışan ekipler arasında 3 değil 2 madde ile de süreçler işletilebilir. (sonra onlar da 3'lü bu yapıya dönerler :) Rapor mantığı her ekipte farklı işleyebilir, kimi ekip email ile raporları alırken, yazılım tabanlı işler için raporlar bir istek takip sisteminde (issue / bug track) tutulabilir, sözün özü bunlar tamamen sizin kendi yoğurt yeme tercihinizle ilgili.

İlk 2si konusunda olmasa da toplantılar konusunda belirli standartlar zaman içinde oturmuş durumda. Bunu teknoloji seviyenize göre internet üzerinden de (Skype vb.) yapabilirsiniz. İster sanal ister canlı kanlı bir araya gelin, o da çok farketmez, yeterki yanlış anlaşılmalara fırsat vermeden birbirinizin sesini duyarak, mümkünse görerek, işlerin önünü açın. Toplantılar için de birkaç şey net söylenebilir:

  1. Toplantı işin bir parçası, bunu hem siz hem ekibiniz kabul etmeli ve angarya olarak görmemeli. Verimli bir toplantı işlerin daha kaliteli ve değerli sonuçlar üretmesine yardımcı olacaktır.

  2. Toplantınızın gündemi olsun. Eğer özel bir toplantı ise (bir iş ile ilgili düzenli toplantılarınız dışında, müşteri projesi vb.) 2-3 gün önceden gündemi katılımcılar ile paylaşın. Ne konuda görüşüleceğini bilmeli ve hazırlanmalılar. Eğer mutat bir toplantı ise (haftalık değerlendirme toplantısı gibi) katılımcılar bir önceki haftadan gündeme sahip olacaklardır. Katılımcıların da varsa genel gündemlerini alın. (Sizin de hazırlanmanız gerek, alamadı iseniz toplantı başlangıcında da alabilirsiniz.)

  3. Önceki toplantıdan kalan maddelerin üzerinden geçin. İşler konuşuluyor, kalıyor durumuna düşmesin.

  4. Gündemde sabit kalın. (Ara maddeler almayın)

  5. Soru cevaplar ile sırası gelen gündem üzerinde çözüm odaklı olarak görüşmeleri yapın. Karşıdaki düşmanınız değil, iş arkadaşınız (veya müşteriniz)

  6. Tartışma zeminine girmeyin, çözüm bulamıyorsanız, ilgili maddeyi üzerinde düşünmek üzere erteleyin.

  7. Sohbet (geyik) zemininden kaçının. Çay, kahve servisi sırasında bile (özel bir madde değilse, bütçe vb.) görüşmeleri kesmeyin. Geyik başlarsa toplamak zor olacaktır. Fren yapan araba gibi hızınızı kaybedersiniz.

  8. Nokta atışı ilerleyin. Yan meselelerde boğulmayın, ana konuyu çözün. Ana konu hedeflenirse yanlar için çözüm bulunacaktır.

  9. ve en önemlisi, toplantı için süre sınırı belirleyin ve o süreyi aşmayın. 2 saatlik bir görüşme çoğu insanının limitlerini zorlayacaktır. Bu yüzden mümkünse gün başlarken mesai başlangıcında, zihinler berrak, işler henüz hücum etmemişken toplantılarınızı yapın. Az zamanda çok iş yaparak sonuca ulaşın.

Çalışkan bir çiftçiye çelik üretmeyi öğretebilirsiniz

1973 yılından beri dünyada yaşıyorum, önceki ve sonraki hayatımla ilgili bilgim yok denecek kadar az ama öğrenmeye çalışıyorum.

Günün hayat koşullarında öğrenmeye açık birisi olarak etrafı gözlemliyor ve kendime yakın gördüğüm şeyleri almaya çalışıyorum.

Hayatımı farklı evrelere bölmek gerekirse, Üniversite öncesi, Üniversite hayatı, Çalışma hayatı, 1.Girişimcilik hayatı, 2.Girişimcilik hayatı ve sonrası diye ayırabilirim.

Yazımın konusu daha çok 1. ve 2. Girişimcilik hayatı üzerine olacak.

Çalışma hayatında insan etrafı ne kadar gözlemlese de elindeki bilgi tabanların uygulama sahaları kısıtlı olduğu için ne kadarının doğru olduğu ile ilgili tam bir tecrübeye sahip olamıyor. Tabi tecrübe güzel bir kelime, hep yanılanlara göre "kazıkların bileşkesi", bilgeliğe önem verenler için "bilgi balı", ayran gönüllüler için "deneme-yanılma". Kendim için hepsinden bir parça diyeyim. Yanılmaktan korktuğum için daha çok diğer ikisi ağırlıkta :)

1. Girişimcilik hayatım diyebileceğim dönemde daha çok "deneme-yanılma" yoluyla tecrübe elde etmiş oldum, tabiki kazıkların olmaması mümkün değil. Bu dönemde "bilgi bal"larına ulaşmam yani değer verdiğim birilerin dinlemekten veya az vakit ayırdığım bazı kitapları okumaktan ibaretti.

Şimdilerde Amerika'nın ünlü fikir adamlarından JIM COLLINS 'in "İYİ'DEN MÜKEMMEL ŞİRKETE" kalıcı başarıya ulaşmanın yolları adlı kitabı okuyorum. Gerçektende çok başarılı (yani ben söylemesemde başarılı ama içimden geldi).

Özellikle kendime, hayat felsefeme ve kişisel öz değerlerime yakın olduğu için kitabı yudumlayarak okumaya çalışıyorum. Fırsat buldukça erkyazılım blogundan internet dünyasındaki sizlerle paylaşacağım.

Açıkçası bu kitap bende 2.Girişimcilik evresini başlattı diyebilirim. Kitaptan çıkardığım bazı başlıkları buraya sıralayayım

- İnsanların sizin en önemli varlığınız olduğunu söyleyen o eski atasözü yerine İyiden Mükemmele en önemli varlığınız Doğru insanlardır.
- Çalışkan bir çiftçiye çelik üretmeyi öğretebilirsiniz ama iş ahlakına sahip olmayan birine, çiftçiliğin iş ahlakını öğretemezsiniz.
- Mükemmel insanlara kapımız her zaman açıktır.
- En iyileri yönetmeye gerek yoktur, yönlendirmek, öğretmek, yol göstermek evet.
- Otobüse doğru insanları almak, yanlış insanları ya hemen indirmek veya önemsizleştirmek. Otobüste yanlış birisi var ve onun kim/ler olduğunu biliyoruz. Biraz bekleriz, yapmamız gereken şeyi erteleriz, başka alternatifleri deneriz, bir üçüncü sonra dördüncü şans veririz, durumun değişeceğini umar, o kişiyi gereğince yönetmek için zamanımızı ve enerjimizi harcar, onun yetersizliklerini telafi etmek için küçük mekanizmalar oluştururuz. Ama durum iyiye gitmez. O kişi kendi kendine karar verip gidene kadar debelenip dururuz. Bu arada iyi insanlar, "Niye bu iş bu kadar uzun sürdü acaba?" diye sorarlar. Yanlış insanların ortalıkta dolanmasına izin vermek, doğru insanlara yapılmış bir haksızlıktır.

Bu arada THY Dijital Konkurunu kazanmış olan Digital Mccann ajansından Çağlar Çokçetin'i izledim. Egosu yüksek ajans dünyasından böylesine mütevazi ve egoyu ön plana çıkarmayan birisini görmek açıkcası çok sevindirdi. Kendilerini öncelikle çalışkanlıkları ile kazandıkları işlerinden ayrıca buna karşın gösterdikleri içten tevazularından dolayı tebrik ederim. Televidyon'da yayınlanan video'yu izlemek için tıklayınız.


Bir İşletmenin Değeri,

Murat Bahar, konulara çok farklı ve orjinal yönlerden bakma gibi bir kabiliyete sahip ender arkadaşlardan... Fikirlerine "değer" verdiğim gibi fikirlerinden "değer"de alırım :)

Kurumsal blogumuzda internet dünyası kanalıyla değerli gördüğüm birçok konuyu öncelikle kendime sonrasında hasbelkader blogumuza ulaşmış sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. 
"Bir işletmenin değerini belirleyen faktörler nelerdir ve bir işletmenin değeri nasıl hesaplanır" diye soracak olursak. Gelişimplatformunda  Murat Bahar'ın
""Değer" Ne?" konulu yazısını okumalısınız. Sagolsun Murat Bahar konuyu çok güzel bir uslubla cevaplandırmış. Çok istifade ettiğim bu yazısından dolayı kendisine özel teşekkür ederim.

NOT: Gelişimplatformundaki yazılar sadece üyelere özel olduğu için herkesin ulaşabilmesi amacıyla aşağıya kopyaladım, (arakladım, alıntı yaptım)
--------------------------
Geçtiğimiz ay ülkemizdeki inovasyon ortamı üzerine nacizane düşüncelerimi belirtmiştim. Fikir-sermaye-yönetim üçgeninin başarı için kilit olduğundan ve yeni şirketlerin bu üçgende değer kazandığından ve inovasyon ekonomisinin de buradan doğduğundan bahsetmiştik.

Sanırım 2000 yılı idi, Hakkı Abi’yi (Öcal) derneğimizde bir söyleşide konuk etmiştik. O zamanlar derneğimiz henüz yeni kurulmuştu ve samimi gayretleri ile aktiviteler yapmaya çalışan, profesyonelleri farklı vesilelerle bir araya getirmeye çalışan bir avuç arkadaşımız vardı. Söyleşide Hakkı Abi, yeni ekonomi ve bilişim dünyası ile ilgili bir konuşma yapmıştı. Konuşma sonrasında soruları yanıtlarken kendisine “yeni ekonomide değer nerede” diye bir soru sormuştum. O da “alaşım oluşturabilmek” olarak cevaplamıştı bu soruyu. Kendisinden ödün vermeden ve kendisi kalarak, başka disiplinler, yetenekler veya insanlar ile iş yapabilmek. Alaşım, birbiri içinde eriyen fakat kimyasal yapıları değişikliğe uğramayan maddeleri ifade ediyordu. Yani demek istemişti ki; bir birliktelik sizi siz olmaktan vazgeçirememeli, olduğunuz heryerde başka bir şeye dönüşmek yerine kendiniz kalırsanız başarıya ulaşırsınız…
Aradan yıllar geçti, ben hala “değer” üzerinde düşünüyordum ki yıllar öncesinde alıp bir kenara attığım bir kitaba gözüm ilişti, kitabın ismi “Cracking the Value Code”; “Değer’in Kabuğunu Kırmak” olarak da çevirebiliriz. Hemen belirtelim bu makayesede “değer” derken ticari değerden, daha da özelde şirketlerin değerinden bahsediyoruz. İnovasyon ekonomisi yeni kurulan ve değerlenen şirketlerle alakalı, dolayısı ile şirket değerini neyin oluşturduğunu ve Değer’in kabuğunun nasıl kırılıp, içindeki öze ulaşılabileceğini bilmek çok değerli.

Ben bunlar üzerinde düşünürken, yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen bir olaydan henüz haberim oldu; facebook.com’un kurucusu yeni yetme bir genç olan Michael Zuckerberg (şu an 23 yaşındaymış) Yahoo’nun yaptığı 1 milyar USD’lik teklife rağmen sitesini satmamış. Aman iyi etmiş, çünkü şirket yönetim kurulunun yaptığı değerleme 8 milyar USD imiş. Ne imiş, facebook.com 2004 yılında kurulmuş ve kurulduğu yıl değeri 10 milyon USD olarak belirlenmişmiş. Yani arkadaşımızın şirketi 3 yılda yaklaşık değerini 100 kat değerlenmiş. Bu arada ziyaret etmemiş olanlar için belirteyim, facebook bir arkadaş ve topluluk iletişimi sitesi.

Değer mi?

Giriş seviyesindeki işletme bilgimizle, bir şirketin değeri=şirketin sahip olduğu her şeyin toplam değeri olarak cevaplarız. Yani şirketin tüm mal varlığı, alacakları, makineleri ve sahip olduğu mali değerler bir tarafa yazılır, toplam borçlar bu toplamdan çıkartılır ve şirketin değeri elde edilir.

Gelgelelim, inovasyon ekonomisinde bir şirketin değerini, sahip olduğu mal-mülk değil, cirosunu artırabilme potansiyeli ve bu potansiyelin göreceli riskleri belirliyor. Risk sermayesi fonlarının da başarmaya çalıştığı, bu yüksek potansiyel gösteren şirketleri önceden keşfedip, yüksek risklere rağmen, yüksek getiriler elde etmek. Oluşturulan risk fonları olabildiğince farklı alanlardaki yeni şirketlerde değerlendiriliyor, böylelikle risk dağıtılmış oluyor.

İnovasyon ekonomisinde şirketlerin değerini katlayan önemli bir çarpan “goodwill” olarak isimlendiriliyor. Buna şirketin başarısına olan inanç olarak ifade edebiliriz. Inovatif bir şirket halka açıldığı anda, bu iyi niyet devreye girip, şirket değerini tahmin edilmesi güç noktalara çekip dolayısı ile şirket değerini artırabiliyor. Şirketin halka açılmadığı durumlarda ise yatırımcıların “goodwill” leri şirket değerini belirlemede etkin oluyor.

Örneğin Google’ın 2006 net karı yaklaşık 2 milyar USD, şu andaki Pazar değeri ise 120 milyar USD. Google’ın toplam asetleri ise 10 milyar USD. Yani sahip olduğu her şey ile kağıt üzerinde 10 milyar USD değerinde olan Google, piyasanın inancını arkasına alarak borsadaki Pazar Değerini bunun 12 katına çıkarmayı başarıyor. Bu  inancı pekiştiren şey ise Google’ın inovatif ürünler geliştirerek internet kullanıcılarının ilgisini çekecek ve reklam gelirlerini artıracak olması, ya da yatırımcıların buna olan inancı…

Bazılarımız borsadaki şirket değerlerinin gerçek değerler olmadığını düşünebilir. Yerine göre de öyledir, çünkü halka açık şirketlerin bazı durumlarda medya spekülasyonları ve açık hava tiyatrosu ile halkı kandırmaya çalıştıklarını müşahede etmiştik. 2002 yılında yaşanan Enron skandalı, şirket yönetiminin resmen bir tiyatro oyunu ile nasıl ortada olmayan ürünleri pazarladığını, gerçek olmayan anlaşmaları gerçekmiş gibi basına açıkladığını, yatırımcıları yine medya üzerinden nasıl manuple edebileceğini gösterdi. O zaman iş dünyası “nasıl bu kadar aptal olabildik” demişti… İlgilenenler için Enron belgeselini izlemelerini öneririm, youtube’da bir kopyası var,  çok öğretici bir o kadar da eğlenceli…

Bazı manüplasyonlara açık da olsa, şirketlerin amudi olarak değer kazanabilmeleri, yatırımcıların veya halkın “goodwill”lerini elde edebilmelerine bağlı. Bu da ancak inovasyon ve yenilikle Değer’in kabuğunu çatlamakla mümkün. Bunu her şirket kendi adına farklı yöntemle yapıyor; bakınız Starbucks değerin kabuğunu çalışanları ile çatlatmıştır. Servis sektörü gibi insan ilişkilerinin ve personel kalitesinin çok önemli olduğu bir sektörde, Starbucks çalışanlarına değer vererek  kabuğu kırmıştır. General Electric (GE) şirketi bunu finansal hizmetleri ile başarmıştır. GE bünyesinde kurulan GE Capital şirketi farklı şirketlere yatırım yaparak GE’nin itici motoru olmuştur. Dell Computer aracıları ortadan kaldırarak son kullanıcılara telefonla bilgisayar satmanın yolunu bulmuş, Apple ise Değer’in kabuğunu bilgisayar kullanıcılarını ürünlerine “aşık olmasını” sağlayarak kırmıştır. Sektörleri ve çalışma alanları farklı da olsa tüm bu şirketlerin ortak noktaları dünyaya başka bir gözle bakmadaki beceri. Diğer bir değişle yenilikçi iş modelleri…

Ya başka değerler?

Dünyadaki insanların yarıdan fazlası açlık, sefalet ve iş-dış savaşlar ile kıvranıyor iken, ben de kalkmış size  nelerden bahsediyorum. Temiz içme suyu ve elektrik bulamayan milyonlarca insan varken, bir siteye bağlanmış ve sosyal eğlence ihtiyaçlarını gideren milyonlarca insanın varlığı ve haklı talepleri bir tezat gibi durmuyor mu?

Duruyor...

İşletmelerde Gizli Hazineler II - Insan

Birinci yazımda genel tanımıyla işletmedeki sermaye ve bilgi tabanlarını oluşturan ana unsurlardan bahsetmiştik.
İşletmelerdeki insan sermayesinin temelinde insani değerler vardır.
Bu insani değerler din ve inanç ekseninden bağımsız olan her insanda olması gereken temel insani yapılardır.
Kim bu değerleri doğru kullanılır ve hayatında içselleştirirse sürekli bir başarı ve mutluluğu elde edebilir.

İşletme sermayesinin en önemli parçası insan sermayesi ise insan'ında en büyük sermayelerinden
• Ahlâk
• Vicdan,
• Terbiye
• Nezaket
vb. değerleri sayabiliriz.

Bu değerler her ülkede geçerli bir akçe ve para dalgalanmalarından etkilenmeyen bir pırlanta gibidir.
Onları elde eden, yüksek itibarlı tacirlere benzer ki, başka sermayeleri olmasa bile heryerde alış-veriş yapabilirler.

NOT: Bu arada "Insan'ı tanımak" konulu bir derleme kitap hazırlıyorum. Şimdilik 123 sayfayı buldu.


Bir hayal peşinde

"İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü?" diyordu, küçük Deniz, babasının hayali ile konuşurken, ve cevap veriyordu babası "Belki hiç biri şuanki gibi gerçek olmayacak, çünkü bileceksinki onları kafanda sen oluşturdun. Daha güzeli onları istediğin gibi yönetebilir, hayallerini gerçekleştirmek için çalışabilirsin."

Yağmurlu bir gece vakti kimseciklere haber vermeden, toplayıp tası tarağı, bir hayali gerçekleştirmek için ve belki inanmazsınız, sanki son kez çıkıyormuş ve dahi bir daha dönmeyecekmişim gibi hüzünlenerek ayrıldım 2.yuvamdan...

"Yapabilirsin Jonathan. İlk basamağı atladın sen, artık ikinci basamağa geçme zamanı geldi."