BAŞA DÖN

Yoksa Modernite Sadece Bir Imaj mı?(I)

Pop kültürün (populer kültür) hayatımıza egemen olduğu 70'lerden beri hep idoller oluşturulmuş, hayat tarzları planlanmış ve daha çok satmak isteyen büyük çaplı firmalar tarafından bu imajlar hep pazarlanmıştır. Peki populer dediğimiz şeyin belirleyicileri kimlerdir?Biz niye herşeye populer olarak bakmıyoruz? Bazı şeyler niye postmodern olarak yorumlanıyor?

Populerliği belirleyen en önemli şeylerin başında elbette giyim sektöründeki moda var.Daha sonra starlar (celebrity). Film ve müzik yıldızları.daha sonra markalar.Bunlar giyim, müzik ve film endüstrisine dahil olmayan şeyler. Mesela çikita muz, daha uzun hijyen sağlayan domestos, hayatın tadı olan coca cola, maraba televole vb.

Aslında yukarıdan bakıldığında labirent daha kolay çözülebiliyor ve hangi sloganın sizi nereye ulaştıracağını kestirebiliyorsunuz ve bunların hepsinin biribirlerinden faydalandıklarını görebiliyoruz.Yani üzerindeki pahalı elbiselerle coca cola içen bir film yıldızı tvde veya bilboardlarda maraba televole diyor.Ve bir akım ve yeni bir moda başlıyor; insanlar artık birbirlerine selam veririken "maraba televole" diyorlar.Artistin giydiği elbiseleri giymeye çalışıyorlar, takıldığı mekanlara takılmaya çalışıyorlar.Ve biraz ün yakalamış çoğu kimse yeni bir akım başlatma sevdasına dadanıyor.Giydiği şapkayla farklılık oluşturmaya çalışanından tutunda, pantolonunun üzerine çıkan iç çamaşırını gösterme modasına kadar.Aslında moda denilen şey populer olan şey manasına geliyor burda ve herşeyi içine alıveriyor.herkes yeni bir imaj oluşturp insanları peşlerinden koşturuyor.milyonlarca insan da idollerinin yaptığı şeyleri muhakeme etmeden peşinden koşuyor.Aslında sorduğunuz da hepsi bağnazlığa ve totoriter yapıya karşı olduklarını beyan ettikleri halde kendileri bu sorgulamaksızlığın bir sonucu olarak gerçek bağnazlığa ve idol otoritesine gönüllü olarak kaptırıveriyor.Herkes farklı olucam diye temelde değişmeyen şeyler etrafında tarz ve renk değiştiriyor.Ama yapılan tüm farklı olma çabaları aynı kapıya çıkıyor.herkeste farklı olma modası başlıyor.Bu farklı olma çabalarına değinmişken insanın aklına başka bir soru geliyor.


Modernite yoksa bireysellik mi? Bireyin kendi seçimlerini ve doğrularını yaşaması mı?Bu bağlamda heralde en bireysel ve modern insan Robinson Crouse ydu.Bireyselliğin ve kendi seçimlerinin tüm gerçekliliğini yaşayabiliyordu.Fakat toplumsal bir medeniyet içerisinde yaşadığımıza göre ve hareketlerimizi belirlenen moda ve pop kültüre göre belirlediğimize göre ne kadar bireysel olduğumuzu iddia edebiliriz ki?Ozaman kendi doğrularımız diye sahiplendiğimiz şeylerin hepsi bize empoze edilen markaların yaşam tarzlarının ve akıllı iletişim pazarlamıcılarının doğruları.Bize sunulan vitrindeki seçeneklerden birini seçmekle bireysel özgürlüğümüzü kanıtlamış olmuyoruz maalesef.

Firmalar artık marka olmak ve onları tüketen müşterilerinin gözünde unutulmamak ve daha karlı sonuçlar almak için ürün satmıyorlar.Yaşam tarzı ve statü satıyorlar.Biz buna marka diyoruz.Ve imaj geliştiriliyor.Tüketicilerin ihtiyaçları belirleniyor, buna kendi kattıkları değerler ekleniyor, starlara bunlar kullandırtılıyor veya reklamlarında oynatılıyor sonra moda oluşturuluyor ve milyonlarca insan sorgulamaksızın buna sahip olmaya çalışıyor.Şimdi burda en başta tüketicilerin ihtiyaçları belirleniyor dedim ama bu bizim onları yönettiğimiz anlamına gelmiyor maalesef.Çünkü smokinin rengini ve şeklini seçme imkanı tanınmıyor maalesef sadece markasını seçebiliyoruz.Veya daha iyisi giyeceğimiz pantalonun modelini ve tarzını seçmek pantolon firmalarının tarzlarını yönettiğimiz anlamına gelmiyor.eğer yönetebilseydik pantalon dışında başka bişey niye giymiyoruz diye sorgulayabilirdik.İskoçyada erkekler etek te giyebiliyor ama. Evet giyiyorlar fakat o eteği günlük yaşamımızda hiçbir idolümüz giymiyor.Bizde giymeye utanıyoruz.Çünkü trend setter lar henüz bunu bize aşılamaya başlamadılar. Başlasalardı emin olun bizde bunu normal hatta moda olarak görebilirdik.Ne alakası var demeyin içinizden 1960 larda bir gıdım kumaş parçasının insanların hayatını değiştireceğini kimse bilmiyordu ama bugun mini etek bir moda ve cesur kadınların bir sembolü olmuş durumda.Tabiki bu cesaret neye karşı bir cesaret o da tartışmaya açık bişey.Ve yine deniz kıyafeti olarak görülen bikiniler. Niye insanlar bikinleri sokakta giymiyorlar peki? (gerçi buda moda haline geliyor yavaş yavaş) çünkü utanıyorlar.Peki plajdaki erkekler sokakta utandıkları erkekler değil mi? Plajlara seçmece belli testlerden geçmiş erkek ve bayanlar mı alınıyor ki? "Ama plajlarda herkes öyle giyiniyor" demek herkes giymeseydi bizde giymeyecektik.Ozaman nekadar özgürüz , nekadar bireyseliz? Nekadar modern olduk modayı takip edince.Bu manada afrikadaki çıplak gezen kabileler bizden daha modern ve özgürlükçü.


Mesele aslında kıyafet değil veya içtiğimiz , yediğimiz , seyrettiğmiz şeyler de değil. Önemli olan bunların hepsinin modernlik adı altında yapılıyor olması. Ve bunları belirleyen insanların ya bir yerlerden para alarak  çıkarlarına bizi alet ederek yapmaları ve bizim bunun farkında olmamamız. Veya farkındaız ama kendimizi modern olarak görmemiz. Ve  Bunları sorgulamanın ise tamamen postmodern bir yaklaşım olması.

Acaba hiçbirşeyi sorgulamamak mı modernliktir.Ama rönesansın başlaması sorgulamalarla başlamıştır.Sınıflar sorgulanmıştır ve cevap rönesansta bulunmuştur.

Ozaman modernite nedir? Hayatımızın tümünü ve kararlarımızı ve harcamalarımızı belirleyen bu imajlar oluşturuyor sa bunları takip edebilme kabiliyetinde ve ekonomik gücünde olmak yetiyor mu? Yoksa  modernite sadece bir imaj mı? Ve kaçtığımız gerçekliğin kendisi bir çöl mü?


Alıntı: 21.Yüzyılda Türkiye

Yazıyı aktarmadan önce Fahri Karakaş Bey'den kısaca bahsetmek istiyorum. Kanada'da yönetim bilimleri üzerine doktora çalışması yapıyor. Yönetim kuramlarının doğduğu yeşerdiği bilim merkezlerinin en ünlülerinde böyle güzide bir arkadaşın olması gelecek adına ümitlerimizi arttırıyor.

Geçenlerde Gelişim Platformunda yayınladığı yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Yazıda bahsi geçen Stef Wertheimer'la 2005 yılında GOSB Teknopark'a başvuru değerlendirmesinde tanışmıştık. Biz görüşme için neden 3 ay bekletildiğimizi anlamazken işin gerçeği sonradan çıktı. Mr. Wertheimer görüşmeleri bizzat yapıyormuş ve 3 ayda bir Türkiyeye geliyormuş. Neyse görüşmemiz olumlu geçti ve teknopark'a kabul edildik. İşin enterasanı Mr. Wertheimer 2006 yılında Israil'deki hemen hemen bütün şirketlerini satıp Israil'in 2.zengini olarak dünyada ARGE yatırımı aramaya çıkmış olması.  Bu kadar paparazziden sonra konuya gelecek olursak aşağıdaki yazılanlar hepimizin paylaştığı ortak duyguları ifade ediyor. Umarım gün gelir, hedefler aşılır, hey gidi günler deriz...

-----------------

21.Yüzyılda Türkiye

Soru: Türkiye nasıl çağ atlar ve 21. yüzyılda dünyanın en iyiler liginde yerini alır?

Cevap: Türkiye’nin 21. yüzyılı yakalamasında kilit kavramlar “yeni ekonomi”, “girişimcilik”, “entellektüel sermaye”, “yaratıcılık”, “ARGE”, “markalaşma”, “tasarım” ve “inovasyon”. İşte 21. yüzyılın kritik başarı faktörleri!

Yağ belli, un belli, şeker belli. Ne duruyoruz? Helva yapsak ya!

İşte bu yazımızın konusu bu. Bu helvayı nasıl yapacağız? Dünyanın gelişmiş ülkeleri bunu nasıl yapıyor? Biz nasıl yapabiliriz?

Önce dünyadan örneklere bakalım...



İSRAİL’İN MODELİ: TEFEN
İsveç'te katıldığım dünya çapındaki “Academy of International Business” konferansında en fazla ilgi çeken sunum İsrailli işadamı Stef Wertheimer’in ortaya koyduğu TEFEN Modeli idi. Wertheimer, Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanmasının endüstriyel gelişimden, kalkınmadan ve istihdam oluşturmadan geçtiğine inanıyor. TEFEN, teknoparklar, endüstriyel parklar ve inkübatörler içeren bütüncül bir model. Modelin beş ayağı var:

1. Endüstri,
2. ARGE ve Teknoloji Üretimi
3. Eğitim ve Üniversite
4. Çevre ve Yaşam Alanları
5. Sanat ve Kültür

TEFEN, entegre bir yaşam ve üretim platformu. TEFEN modelinde yaşam, öğrenim, üretim, kültür ve araştırma ortamları iç içe yer alıyor. Binlerce hektar alanda inkübatörlerde teknoloji üretiliyor, gençlere istihdam sağlanıyor, imkan veriliyor, girişimcilere risk sermayesi sağlanıyor ve girişimciler iş kurup büyütüyorlar. Bu modelde üniversite ve endüstri beraber çalışıyor. Bilim-yenilik-teknoloji-üretim-pazarlama-satış zinciri etkin şekilde kuruluyor ve işliyor. Onlarca patent üretiliyor, binlerce ARGE projesi devam ediyor.

BİZİM TEFEN MODELLERİMİZ NE ZAMAN İŞLEYECEK?
Büyük sorumuz şu: Biz ne zaman kendi TEFEN modellerimizi Anadolu’nun dört bir tarafında kuracağız? Bizim Silikon Vadilerimiz ne zaman devreye girecek ve dünya çapında inovasyon ve teknoloji üretecek?

BİLGİ YENİLİK BÖLGELERİ (BYB)
Dünyanın dört bir tarafında geleceğin yenilik hareketlerinin tetiklendiği küresel yenilik ve teknoloji merkezleri ortaya çıkıyor. Onlara ne ad verliyor biliyor musunuz? BYB “Bilgi Yenilik Bölgeleri” (KIZ, Knowledge Innovation Zone). Serbest Ticaret Bölgelerinden esinlenen ve modellenen bilgi, yenilik ve teknoloji üretim bölgeleri bunlar. Bu bölgelerde akademi-üniversiteler-araştırma merkezleri-enstitüler-devlet kurumları-şirketler-sivil toplum kuruluşları beraber teknoloji ve yenilik üretimi için sinerjik işbirlikleri, stratejik ortaklıklar ve ortak projeler gerçekleştiriyorlar. Bu bölgelerde risk sermayesi, melek sermayesi, teknoparklar, teknokentler, kuluçka merkezleri birarada yer alıyor. Silikon Vadisi, İsrail TEFEN Modeli, Dubai Bilgi Köyü, Leiden Bilgi Topluluğu, Baltık Denizi Bilgi Bölgesi, Barcelona Bilgi Yerleşkesi, Şangay Geleceğin Şehri, Hyderabad Bilgi Şehri, İsveç-Danimarka-Kopenag Hattı Sınırötesi Oresund Bölgesi bunlardan bazıları.

GELECEĞİN TEKNOLOJİLERİ
Bu bölgelerde geleceğin kablosuz, sensör, network, mobil ve siber teknolojileri için çığır açıcı araştırmalar hızla sürüyor. Bu bölgeler, teknoparklar, inkübatörler, melek sermayesi ve risk sermayesinden oluşuyor. 21. yüzyılda başarının yolu teknoloji üretimi, inovasyon ve ARGEden geçiyor.

ZENGİNLİĞİN KAYNAĞI İNOVASYON
Gelişmiş ülkeler zenginliklerini inovasyona borçlular. Türkiye ekonomisinin şaha kalkmasını sağlayacak kritik anahtarlar:

EĞİTİM; İNOVASYON; ARGE; İNSANA YATIRIM; GİRİŞİMCİLİK; ÜRETİM; MARKALAŞMA
Biz ne zaman bu sahalarda zirveyi zorlayacak ve atağa kalakacağız?

Ülke olarak acilen yapmamız gerekenler:

• Teknoloji geliştirme bölgelerinin, inkübatörlerimizin, teknoparklarımızın sayısını ve kalitesini arttırmalıyız. Geniş ve temiz alanları geleceğin Silikon Vadilerini kurmak için ayırmalıyız.
• İnovasyona, yaratıcılığa, IPO’ya (halka açılma) ve risk sermayesine (venture capital) elverişli platfromlar ve bilgi yenilik bölgeleri oluşturmalıyız.
• Risk sermayesi, melek sermayesi ve yeni fikirlere para yatırma mekanizmaları geliştirmeli ve yaygınlaştırmalıyız.
• 21. Yüzyılın küresel sınırlar ötesi inovasyon, yenilik, teknoloji, üretim, istihdam ve yatırım ortamlarını oluşturmalı, ve buraları küresel cazibe merkezleri haline getirmeliyiz.
• Ar-Ge’li girişimciliği teşvik etmeli ve genç girişimcileri teşvik ve destek mekanizmalarını arttırmalıyız. Bu hususta yardımseverliğe ve daynışmaya dayalı Ahilik modelleri, vakıf kurumları, sivil toplum kuruluşları kurmalıyız. İnovasyon ve yenilik üretmede iflası bir son değil, başarıya ulaşmada bir basamak olarak kabul etmeli, riski teşvik ile girişimciye kol kanat gerip yola devam etmesini sağlamalıyız.
• Üniversitesi, sanayii ve girişimcileri destekleyebilecek düşünceye sahip iş adamları olan şehirlerimizde 21. yüzyılın teknoparklarını kurmalıyız.

TEKNOLOJİ BÖLGELERİMİZ
1. Istanbul - Gebze arası bölge,
2. ODTÜ ile Bilkent arası bölge
3. Çeşme yarımadası teknoloji koridoru

ÜNİVERSİTE ENDÜSTRİ İŞBİRLİĞİ
Üniversite-endüstri işbirliği, teknoparklar, inkübatörler, bilgi yenilik bölgeleri, ARGE, inovasyon konularında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden biri Ergun Özakat. Özakat, girişimci cesareti ve vizyoner kimliği ile Çeşme Alaçatı’da başarıyla işleyen bir Teknopark modeli kurdu.

ALAÇATI TEKNOPARK PROJESİ
1990’larda mega projeler arasına alınan Alaçatı Teknopark projesi zamanla Urla-Çeşme arası teknoloji bölgesi çalışması haline dönüştü. Dev teknokent içinde 6 yollu anayol, Yüksek Teknoloji Enstitüsüne paralel diğer daha küçük okullar, rüzgardan elektrik üretmek, sadece bu bölgede yıllık 360 milyon dolar rüzgar enerjisi potansiyel geliri, yaşam tarzı ile ilgili Alaçatı Venedik projesi, çevresel bir yaşamı anlamlı kılan el sanatlarına destek veren bir köy çalışması, hava meydanı, yat limanı, golf alanları, Alaçatı surf cenneti yer alacak. Bölgenin stratejik bir önemi var: Kuvvetli sanayi bölgelerine yarım ile bir saat mesafede, Egenin 10 üniversite ve 40 yüksek okuluna azami 2 saatlik mesafede. Çeşme Yarımadası Teknokent projesi prodüktiv yaşamı, kısa zamanda uluslararası kültürel renk ve kritik kütle çalışmaları ile sinerji yaratarak dev bir yapı haline geldi.

EGE’NİN SİLİKON VADİSİ
Urla-Çeşme teknoloji koridoru modelinde Amerika, İsrail, Japon ve Fransa modelinden faydalanıldı. Özellikle uydu, kominikasyon, software, biyogenetik, enformatik gibi tam çevreye uyumlu, AR-GE ile üretim yapan, enerjisi rüzgar, güneş, jeotermalden elde edilen teknolojilere ağırlık veriliyor. Çeşme Yarımadası Teknokentinde “Silicon Valley” hedef model olarak alındı. Silikon Vadisi 70 km. Uzunlukta ve 15 km.genişlikte yani 105,000 hektar bir alana yayılmış ve günde 63 dolar milyoner yaratıyor.

SONUÇ
21. yüzyılı kurmada “yeni ekonomi”, “girişimcilik”, “entellektüel sermaye”, “yaratıcılık”, “ARGE”, “markalaşma”, “tasarım” ve “inovasyon” vazgeçilmez kritik başarı faktörleri haline geliyor.

Bu faktörleri ustaca ve zekice yoğuran; hızla, kıvraklıkla ve esneklikle şekillendirebilen genç girişimciler ve liderler; oyunun kurallarını değiştirebilirler.

Ülkemizde risk sermayesi ve melek sermayesi mekanizmalarını işletmeliyiz. Üniversite-endüstri işbirliklerinin kalitesini, sayısını, çapını, çeşitliliğini arttırmalıyız. Yurdun her yanına yüksek kalitede inkübatörler ve teknoparklar açmalıyız. Her sektörde girişimciliği teşvik eden proje yarışmaları ve takım yarışmaları açmalı ve kazananlara başlangıç sermayesi ve olanak sağlamalıyız. Gençlerimizi ve genç girişimcilerimizi teşvik etmeli, onların önünü açmalı, koçluk ve eğitimlerle bilinçlendirmeli ve kendilerine güvenmelerini sağlamalıyız.

Fahri Karakaş / Montreal Günlüğü / GelişimPlatformu

Yazının orjinali için : http://www.gelisimplatformu.org/uye/uye_aktivite_detay.asp?MODE=DUYURU&akt_id=3724


Amerika'da iş yapmakla Türkiyede yapmak arasındaki fark...

Derin bir kuyuya taş nasıl atılır, taşın kuyuya düşüp ses gelmesini beklemek ne demektir.
Şimdilerde bunu test ediyoruz. :)

Yaklaşık 1 yılı aşkın bir süredir Amerika pazarına internet üzerinden dagıtılabilir Marketplacedominator.com yazılım servisi (SAS) vermeye çalışıyor, gayret gösteriyoruz. Yazılımın analiz edilmesi, konumlandırılması, pazarlanması önemli olduğu gibi hedef pazarı bilmek ve pazarın beklentisine uygun çözümler sunmakda  önem arzediyor.

Son 2 aydır chicago'da yerleşik film ve müzik yapımcısı, dağıtıcısı olan Olivefilms.com'e özel orta bütçeli bir yazılım özelleştirmesi yapıyoruz. Olivefilms sahibi Farhad Arshad, Iran asıllı amerika iş mantığına göre yetişmiş deneyimli bir işadamı.
Farhad Arshad'la oturup konuşuyoruz, epey farklı konulardan konuştuktan sonra Türkiyede iş yapmak ile Amerikada iş yapmak arasındaki farkı soruyorum.
Farhadın verdiği cevap enteresan geldi. Oturduğumuz yer, kaliteli bir restraunt idi. "Şimdi Türkiyede böyle bir restaurant'ı açan işadamı, rahattır, oturur gezer. Amerikada böyle bir işi açan girişimci rahat değildir, üzerinde devamlı bir stres ve baskı vardır. Daha detaylandıracak olursak, Türkiyede böyle bir işyerini açmak için adamın cebinde (örneğin) 1 milyon USD vardır ve parası olduğu için açar, dolayısıyla adam artık işin gidişatına çok fazla önem vermez, rahattır. Amerikada aynı işi açan girişimcinin cebinde 150.000 USD vardır ve geri kalan bütün parayı gidip bankadan borçlanmıştır ve her ay ciddi bir faiz borcu ödemek  zorunda kalır. dolayısıyla aylık ödemeleri denk getirebilmek için geceli gündüzlü çalışır, kendini ortaya koyar. Önünde iki seçenek vardır, Ya ölür veya başarılı olur. Dolayısıyla Amerikadaki işadamlarına bir teklif verdiğinde ve kendi işini kolaylaştıracak para kazandıracaksa seni dinler ve geri dönüşümünüde anlattıktan sonra çok daha kolay karar verir."

Tabi Farhad'ın örneği her sektör için geçerlimidir, tartmak lazım. Ama kendi perspektiğinden doğru bir kurgu yaptığı kesin.


Insan'ı tanımak ve Pazarlama Teknolojileri

Insanı modellemek gerekseydi, en uygun model hangisi olurdu dersiniz?

Yaklaşık 3 yıl önce katıldığım bir pazarlama seminerinde batılı pazarlamacıların insanı bir at arabasına benzeterek modellediklerini dinlemiştim.

Gerçektende insan ve at arabası arasında nasıl bir benzeşme var. Detaylara indigimizde çok güzel bir modelleme yapıldığını görüyoruz.

At arabası nelerder oluşur; Önünde 2 adet at, araba aksamı, şoför, arkada oturan efendi olarak özetlersek  atlar: birisi cismani arzular diğeri şehevi arzuları, araba aksamı: insan vucudu, şoför:akıl, arkada oturan efendi: ruh olarak tarif ediliyor.

At arabasını şoför ve ruh yönetmiyor ve kendi halinde ilerliyorsa insan demekki herşeyi öndeki atlara teslim etmiş demektir.

Çoğu pazarlamacının en sevdiği hedef kitle bu tür insanlardan oluşan kitledir. Hatta pazarlamacılardan bazıları işin kolayına kaçarak bu iki atı devamlı yemlemek için uğraşır. Şoförden habersiz, efendinin ruhu duymadan atlara yemler verilir. At o hale gelirki artık verilen her türlü yemi yemek istemez, şımarır ve TOM olur. peki TOM nedir? Tatmin Olmayan Müşteri'ye TOM denir.

Asıl zor olan pazarlama şoförün ve efendininde işin içinde olduğu uzun vadeli kalıcı ilişkiler kurabilmektir.


İşletmelerdeki Gizli Hazineler - İş İlişkileri Sermayesi

Entellektüel sermayeyi anlamaya ve yeni ekonomi kurallarına göre tekrar yorumlamaya çalışıyorum. İşletmelerdeki değerler zincirinin herbiri için konuşulacak çok şey var.

- Nakit Sermaye
- İnsan Sermayesi
- İş Bilgisi Tecrübe
- İş İlişkileri Sermayesi (Müşteri, Tedarikçi, Çalışan vb.)
- Üretilen Değerler (Üründen ziyade algı değerleri: marka, patent, işletme içindeki yazılmayan ama varolan değerler)
- İş yapış ve yönetim metodolojileri

İş İlişkileri sermayesi genelde aklımıza müşterilerimiz, arkadaşlarımız, işortaklarımız vs. gelir. Internet ve özellikle Web2.0 bu kavramları açacak ve dahada genişletecek yeni imkanlar sunuyor. Son zamanlarda Internet Oscarı (Webby) almaya hak kazanmış aktif olarak kullandığım İlişki sermayemi kuvvetlendirecek web2.0 servislerinden Linkedin'dan bahsetmek istiyorum.

Linkedin gerçektende doğru kurgulanmış, paylaşım seviyesi oldukça yüksek İş İlişki servislerinin en iyilerinden diyebilirim. Linkedin ne tür avantajlar sunuyor:
- Aynı uzmanlık konusu etrafında dünyadaki profesyonellerle bağlantılar kurabiliyorsunuz
- Mezun olduğunuz okuldaki arkadaşlarınıza ulaşma imkanı veriyor.
- Grup servisiyle uluslararası gelişmelerden haberdar oluyorsunuz
- Soru/Cevap servisiyle bilgi paylaşımı sunuyor
- Istediginiz uluslararası firmaların üstdüzey yetkilileri ile bağlantıya geçebiliyorsunuz
- Arkadaşımın arkadaşı kavramıyla 2. ve 3. derece ilişki kurabileceğiniz kişileri çok kolay bir şekilde sorgulayabiliyorsunuz
- Bağlantıda olduğunuz kişilerin yeni iş bağlantılarından kolaylıkla haberdar olabiliyorsunuz.
...

Aslında bu tür servisleri veren xing.com, cember.net gibi birçok servis var. Bütün bunlar ne işime yarayacak diyebilirsiniz.

Örnek vermek gerekirse, Amerikadaki yatırımımız olan www.marketplacedominator.com ürünü için yaklaşık 2-3 aydır Amazon SellerCentral entegrasyonu için API dokümanı arıyoruz. Amazon.com yetkilileri bu dokumanı herkesle paylaşmak istemediği gibi tam net bir cevapta vermiyor. Kurumsal kanallardan ilgili yetkililere ulaşmaya çalışıyoruz ama nafile. Hindistandan bu işi bilen yazılımcılarla görüştük, fayda vermedi. En son Linkedin üzerinden aktif olarak Amazon'da çalışan veya daha önce çalışmış olan kendi bağlantılarım arasından birileri araştırdım. Kimler mi çıktı. 2.dereceden tanıdık Amazonda Senior developer'lar, 3.dereceden tanıdık Manager'lar derken şuan ikisiyle birebir irtibata geçtik, tanıdığımın tanıdığı olduğu ve kurumsal kanaldan gelmediğim için daha sıcak bir karşılama ile yardım imkanı elde etmiş olduk.

İş İlişkilerini geliştirmenin yolu artık birebir aynı mekanlarda bulunmak yerine Bussiness 2.0 dedikleri servisleri kullanmaktan geçiyor.